“…davacı sigorta acentesi vekili, davalı sigortacının acentelik sözleşmesini haksız bir biçimde fesih ettiğini ileri sürerek, müvekkilince gerçekleştirilen hayat sigorta sözleşmeleri uyarınca davalı sigortacının sigorta ettirenlerden fesihten sonra tahsil ettiği primlerden dolayı müvekkiline ödenmesi gereken komisyon ücretlerinin ödenmediğini ileri sürerek bunun tahsilini talep etmiş bulunmaktadır.…
-
Git
: -
Favorilere ekle veya çıkar
-
ᴀ⇣ Yazı karakterini küçült
Aşağıda bir kısmını gördüğünüz bu dokümana sadece Profesyonel + pakete abone olan üyelerimiz erişebilir.
4. Yargıtay Uygulaması
Yargıtay denkleştirme istemini ilk defa 1996 yılında verdiği ilkesel nitelikteki…
Söz konusu kararlardan ilki olan Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin 10.5.1996 tarih ve…
Uygulama ile doktrinde “portföy tazminatı” olarak adlandırılan bu alacağın tahsil imkânı Türk Ticaret Kanunu’nun sigorta hükümlerinde düzenlenmediği gibi, Sigorta Murakabe Kanunu’nda bu konuda özel bir düzenleme mevcut değildir. Bu durum karşısında uyuşmazlığın davanın niteliği ve davacının sıfatına göre, Türk Ticaret Kanunu’nun acentelik hükümleri ile Borçlar Kanunu’nun sözleşmenin fesihi ile ilgili hükümlerine göre çözümlenmesi zorunlu bulunmaktadır.…
… Fesihten sonraki komisyon alacağı (tazminat borcu) adı altında Türk Ticaret Kanunu’nun 134’üncü maddesinde düzenlenmiş bulunmaktadır. Anılan maddenin ilk fıkrasına göre acente ancak, sözleşmenin fesihi halinde, başlanmış işlerin tamamlanmamasından dolayı uğradığı zararın tazminini isteyebilmesi mümkündür. Aynı maddenin ikinci fıkrasında ise ancak, ölüm, iflas veya hacir altına alınma sebebiyle sözleşmenin sona ermesi hallerinde acentenin münasip bir tazminat isteyebileceği hüküm altına alınmıştır. Görüldüğü gibi Türk Ticaret Kanunu’nun da sözleşmenin fesihine kusurlu davranışlarıyla neden olan acentenin tazminat adı altında komisyon alacağını tahsil edebileceğine ilişkin bir düzenleme mevcut değildir. Bu hak ancak fesihte kusuru bulunmayan acente veya haleflerine tanınmıştır.…
Eski Ticaret Kanunumuzun 844’üncü maddesinin tekrarından ibaret olan 134’üncü maddesinin bu düzenleme şekli Türk doktrininde eleştiriliyor ise de bu eleştiri gerekçesi modern düzenlemelerin dikkate alınmadan eski hükmün tercih edilmesine ve acentenin kusuru bulunmayan diğerhallerin dikkate alınmadan düzenlemenin eksik yapıldığına ilişkin bulunmaktadır. Yoksa sözleşmenin fesihinde acentenin kusurlu olması halinde, acentenin tazminat talep edebileceğine ilişkin herhangi bir görüş ileri sürülmüş değildir…
Yargıtay ilk kez bu kararında ETK m.134’e dayanarak acentenin denkleştirme istemini…
Yargıtay her ne kadar bu kararında denkleştirme istem hakkını tanımış olsa bile,…
Acentenin denkleştirme talebiyle ilgili benzer bir karar olan Yargıtay 11. Hukuk…
“…Yukarıdaki açıklamalardan da anlaşılacağı üzere taraflar arasındaki uyuşmazlık, acentelik sözleşmesinin fesihinden sonra acentenin kendi döneminde oluşturulan uzun süreli inşaat sigortası sözleşmesi nedeniyle sigortalı ettiren tarafından sigortacıya ödenen primlerden dolayı hak talep edip edemeyeceği noktasında toplanmaktadır.…
Uygulama ile doktrinde “portföy tazminatı” olarak adlandırılan bu alacağın tahsil imkânı Türk Ticaret Kanununun sigorta hükümlerinde düzenlenmediği gibi, Sigorta Murakabe Kanunu’nda bu konuda özel bir düzenleme mevcut değildir. Bu durum karşısında uyuşmazlığın davanın niteliği ve davacının sıfatına göre, Türk Ticaret Kanunu.’nun acentelik hükümleri ile Borçlar Kanununun sözleşmenin fesihi ile ilgili hükümlerine göre çözümlenmesi zorunlu bulunmaktadır.…
Türk Ticaret Kanununun acentelik ücreti ile ilgili 129’uncu maddesinde, acentenin sözleşmenin devamı süresince ücrete nasıl hak kazanacağı açıklandıktan sonra yine aynı dönem içinde ücretin ödenme şekli ve zamanı da 131’inci maddede düzenlenmiş bulunmaktadır. Ancak, dava konusu alacak fesihten sonraki döneme ilişkin bulunduğundan sözleşme dönemine ilişkin bu hükümlerin dava konusu olayda uygulanması mümkün değildir. Fesihten sonraki komisyon alacağı ise (tazminat borcu) adı altında Türk Ticaret Kanunu.’nun 134’üncü maddesinde düzenlenmisi bulunmaktadır. Anılan maddenin ilk fıkrasına göre acente ancak, sözleşmenin haksız olarak feshedilmesi veya ihbar süresine uyulmadan sözleşmenin fesihi halinde, başlanmış işlerin tamamlanmamasından dolayı uğradığı zararın tazminini isteyebilmesi mümkündür. Aynı maddenin ikinci fıkrasında ise ancak, ölüm, iflas veya hacir altına alınma sebebiyle sözleşmenin sona ermesi hallerinde acentenin münasip bir tazminat isteyebileceği hüküm altına alınmıştır. Görüldüğü gibi…
Eski Ticaret Kanun’umuzun 844’üncü maddesinin tekrarından ibaret olan 134’üncü maddesinin bu düzenleme şekil Türk doktrinince eleştiriliyor ise de bu eleştiri gerekçesi modern düzenlemelerin dikkate alınmadan eski hükmün tercih edilmesine ve acentenin kusuru bulunmayan diğer hallerin dikkate alınmadan düzenlemenin eksik yapıldığına ilişkin bulunmaktadır. Yoksa sözleşmenin fesihinde acentenin kusurlu olmaması halinde acentenin tazminat talep edemeyeceğine ilişkin doktrinde bir görüş ileri sürülmüş değildir. Aksine olarak bu gibi hallerde acentenin tazminat adı altında hak istemesinin mümkün olduğu benimsenmektedir (Bkz. Dr. Y. Karayalçın, Ticaret Hukuku, Ank. 1968, sh. 534 vd.; Dr.S. Arkan, Ticari İşletme Hukuku, Ank., 1943, sh. 199 vd.). Mukayeseli hukukta ise, İsviçre BK’nun 418’nci maddesinde, bu gibi durumlarda acentenin kusuru sebebiyle akdin fesihi dışında acentenin tazminat adı altında mahrum kaldığı prim komisyon alacağını belli ölçüler içinde tazminat olarak talep edilebileceği hüküm altına alınmıştır.…
