Tespit edici işlemlerin tesis edilmesi neticesinde menfaat bağı çeşitli şekillerde…
İdarece yapılan tespit edici işlemler bakımından kişilerin güncel, kişisel ve meşru…
Ancak, taşınmazın mülkiyeti ve malik arasında kurulan ilgileşim, tespit edici işlemlere…
Özellikle bu gibi kararlarda Danıştay’ın “menfaati ihlal edilenler”, “doğrudan doğruya menfaati ihlal edilenler”…
Keza, mülkiyeti Orman İşletme Müdürlüğüne ait bir bölgenin 1. ve 2. derece arkeolojik…
Bununla birlikte şüphesiz, tespit edici işlemin konusu ile kişi arasında menfaat…
Ancak, kent ve çevre davaları bakımından aranan menfaat koşulu, sivil toplum kuruluşları…
Bunun yanında örneğin, belirli hallerde “sınır tespit işlemleri” bakımından “bulunduğu yerin sakini”…
İptal davaları bakımından ilgilinin güncel, kişisel ve meşru bir menfaatinin bulunması…
Esasen, objektif nitelikte olan iptal davaları bakımından menfaatin davanın açılması…
Bu doğrultuda İYUK md.26 hükmünden hareketle yalnızca dava açan kişiyi ilgilendiren…
Nitekim genel anlayışın aksine bazı Danıştay kararlarına göre, “Davacının idari işlemle ilişkisinin davanın sonuçlanmasına kadar devam etmesini zorunlu tutmak iptal davalarını sadece davacılar yönünden ortaya koyduğu sonuçlarla değerlendirmek ve bu davaların amacını ihlal etmek anlamını taşır. Bunun sonucu olarak dava görülmeden önce alınacak yeni idari kararlarla davacının iptali istenilen işlemle ilişkisini kesmek ve böylece hukuka aykırılığı ileri sürülen işlemi yargısal denetim dışında bırakmak yolu açılmış olur(1883)”.…
Genel düzenleyici nitelikteki soyut hukuk kuralları tek başlarına somut sonuçlar…
Gerçekten tespit edici işlemlerinin fonksiyonları bağlamında ele alındığında, şekli…
Nihayet tespit edici işlemlere karşı açılacak iptal davalarında ön koşul olarak aranan…
Örneğin, Danıştay’ın vermiş olduğu bir karara göre, “Uşak İli, Merkez Bozkuş Köyü, (…) parsel üzerinde bulunan cami inşaatı ile ilgili olarak düzenlenen 26.06.2009 günlü tespit tutanağı ile davacı tarafından ruhsatsız olarak cami inşaatı yapıldığının ve ilgili caminin minaresinin 2920 sayılı Türk Sivil Havacılık Kanunu’nun 47. maddesinin 5. fıkrası gereği uçuş güvenliğini tehlikeye düşürmesi nedeniyle minare yüksekliğinin kubbe yüksekliğine indirilmesi gerektiğinin tespit edildiği, dava konusu belediye encümeni kararı ile de ruhsatsız inşaatın 3194 sayılı İmar Kanunu’nun 32. maddesi uyarınca…
