İptal davası iki temel sebebe dayanarak ikame edilebilir. Bunlardan ilki, borçlunun…
-
Git
: -
Favorilere ekle veya çıkar
-
ᴀ⇣ Yazı karakterini küçült
On İki Levha Yayıncılık
Yayın tarihi:
Mart 2017
ISBN:
9786051524535
Baskı:
1
Aşağıda bir kısmını gördüğünüz bu dokümana sadece Profesyonel + pakete abone olan üyelerimiz erişebilir.
BİRİNCİ BÖLÜM
TAKİP HUKUKUNA ve MADDİ HUKUKA İLİŞKİN ŞARTLAR
§ 1 Alacaklılara Zarar Verme Kastıyla Yapılan Tasarrufların Kapsamı
I. Alacaklılara Zarar Verme Kastıyla Yapılan Tasarrufların Genel İptal Sebebi Olması
Tasarrufun iptali davası alacaklıların alacaklarını cebri icra yoluyla tahsil etme…
İİK m.280 hükmünün tasarrufun iptali davasının uygulama alanını genişleten etkisi…
Zarar verme kastından dolayı açılan iptal davasının uygulama alanı burada sayılanlarla…
II. İİK m.278 ve İİK m.279 Hükümlerinin Kapsamına Giren Tasarruflar
İİK m.280 hükmünün genel iptal sebebi olması, alacaklıların Kanunda öngörülen diğer…
İİK m.280 hükmü bilhassa İİK m.278 ve m.279 hükümlerinde öngörülen şüpheli dönemin…
Alacaklıların doğrudan zarara uğratılmaları ve alacaklılardan bazılarının diğerleri…
Görüldüğü gibi, İİK m.280 hükmü genel iptal sebebi olması hasebiyle iki farklı ihtimalde uygulama alanı bulmaktadır. Bunlardan ilki, borçlunun yaptığı işlemin diğer iptal sebeplerinden hiçbirisiyle ilişkilendirilememesi, bir diğer deyişle işlemin İİK m.278 ve İİK m.279 hükümlerinde tahdidi biçimde sayılan hallerden hiçbirisine girmemesidir. Doğal olarak alacaklı bu durumda genel iptal sebebi olan İİK m.280 hükmüne dayanarak dava açacaktır. İkinci ihtimal ise, alacaklının dayandığı sebep Sayfa 11 esas itibariyle İİK m.278 veya İİK m.279’da düzenlenmekle birlikte; söz konusu hükümlerde öngörülen şüpheli dönemin (İİK m.278 için iki yıl, İİK m.279 için bir yıl) sona ermiş (geçmiş) olmasıdır. Takdir edileceği üzere, alacaklı böyle bir durumda İİK m.280 hükmüne istinaden dava açma yolunu tercih edecektir(22). Örneğin borçlu üçüncü kişi lehine önceden taahhüt etmediği bir rehin tesis etmekle birlikte, İİK m.279 hükmünde aranan koşullar somut olayda bulunmuyorsa, (mesela bir yıllık şüpheli dönem geçirilmişse) alacaklılar bu tasarruf işlemine (rehin tesisine) karşı, genel iptal sebebi olan İİK m.280 hükmüne dayanarak dava açacaklardır. Alacaklı verilen örnekte her ne kadar kanundaki karineye (İİK m.279/I, b.1) dayanamayacak ise de, genel iptal sebebine (İİK m.280) istinaden açılan bu davada borçlunun zarar verme kastının ve bu kastın üçüncü kişi tarafından bilindiğinin ispatı güç olmayabilir. Nitekim, doktrinde uygun bir karşı ivaz alınmadan yapılan hukuki işlemlere karşı açılan davalarda, borçlunun zarar verme kastının ve üçüncü kişinin bu kastın varlığını bildiğinin ispatı konusunda daha esnek davranılması gerektiği belirtilmektedir. Çünkü, borçlunun gerçek bir karşı edim elde etmeksizin hukuki işlem yapması olağan bir davranış biçimi olmadığı gibi, bu durum aynı zamanda işlemin karşı akidine (üçüncü kişiye) borçlunun mali durumuyla ilgili daha fazla araştırma yapma ve bilgi edinme yükümlülüğü getirmektedir(23). O yüzden, üçüncü kişinin kendi edimini hiç veya gereği gibi yerine getirmediği hallerde, alacaklının ispat yükünü yerine getirmesi daha kolay olacaktır. Benzer şekilde borçlunun kendi verdiği şeyin değerine göre ivaz olarak çok düşük fiyat kabul ettiği akitlerin Kanunda öngörülen iki yıllık süre içinde yapılmadığı hallerde, sübjektif şartın ispatı alelade bir tasarrufa göre daha kolaydır. İvazlar arasında aşırı fark bulunması tek başına borçlunun zarar verme kastını ve üçüncü kişinin bu durumu bildiğini ispatlamaya yeterli olmamakla birlikte, bu vakıanın İİK m.280 hükmünde aranan sübjektif şartın varlığına emare teşkil ettiği de açıktır. Anılan ihtimallerde her ne kadar hâkimi bağlayan bir kanuni karine bulunmamakta ise de, çoğu olayda fiili bir karinenin varlığından söz edilebilecektir.Sayfa 12
III. Muvazaalı İşlemler Hakkında İptal Davası Açılıp Açılamayacağı Meselesi
A. Genel Olarak
Tasarrufun iptali davasının konusunu borçlunun gerçekleştirdiği tasarruflar oluşturur.…
B. Doktrinde İleri Sürülen Görüşler
1. Muvazaalı İşlemlere Karşı İptal Davası Açılamayacağı Görüşü
Borçlu ile üçüncü kişi arasındaki muvazaalı hukuki işlemlere karşı tasarrufun iptali…
Bu görüşteki yazarlara göre, muvazaalı işlemler istihkak davasına konu olabilirler.…
İsviçre doktrinindeki bazı yazarlar da bu meseleye eğilmiş ve borçlunun muvazaalı…
2. Muvazaalı İşlemlere Karşı İptal Davası Açılabileceği Görüşü
Doktrinde, borçlu ile üçüncü kişi arasındaki hukuki işlemin muvazaalı olduğu hallerde,…
Bu görüşe göre, borçlunun yaptığı işlemin muvazaalı olması halinde alacaklı tercih…
Görüldüğü gibi bu görüşteki bazı yazarlar, alacaklının muvazaa sebebine dayandığı…
C. Yargıtay’ın Konuya İlişkin Uygulaması
Yargıtay’ın muvazaalı işlemlere karşı iptal davası açılıp açılamayacağı konusunda…
Yargıtay’ın bugünkü uygulamasının temelini teşkil eden kararlardan biri ise, Hukuk Genel Kurulu tarafından oyçokluğuyla verilmiştir. Doktrindeki görüş ayrılığının bir benzeri Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun anılan kararında da ortaya çıkmıştır(41). Hukuk Genel Kurulunun sözü geçen kararını takiben bazı Dairelerin aksi yönde karar vermeye devam ettikleri ve muvazaalı işlemlere karşı iptal davası açılamayacağı yönünde görüş bildirdikleri görülmektedir(42).Sayfa 18Yargıtay son yıllarda verdiği ve hâlihazırda yerleşik hale gelen kararlarında, borçlu ile üçüncü kişi arasındaki hukuki işlemin muvazaalı olduğu iddiasıyla açılan ve fakat tasarrufun iptaline karar verilmesi istenen davaları, “muvazaa hukuksal nedenine dayalı iptal davası” olarak nitelemekte; davacının aciz belgesi sunmasına gerek olmadığını kabul etmekte(43) ve dava sonunda adeta İİK m.277 vd. hükümlerine göre tasarrufun iptali davası açılmış gibi, alacaklıya dava konusu malvarlığı değeri Sayfa 19 üzerinde haciz ve satış yetkisi tanınmasına hükmetmektedir. Bir diğer deyişle, Yargıtay yeni tarihli kararlarında muvazaalı iddiasıyla açılan davalarda tasarrufun iptali davasına bağlanan sonuçların kıyasen uygulanacağını kabul etmektedir(44). Alacaklı anılan ihtimalde muvazaa iddiasında Sayfa 20 bulunarak, borçlu ile üçüncü kişi arasındaki işlemin geçersiz olduğunu iddia etmektedir. Yargıtay ise alacaklının tasarrufun iptali davası açmadığını; alacaklının bu davadaki amacının alacağını tahsil edebilmek için, muvazaa nedeniyle temelde geçersiz olan işlemin hükümsüzlüğünü sağlamak olduğunu belirtmektedir. Yargıtay bu davayı “muvazaaya dayalı iptal davası” olarak nitelemektedir. Böylece, muvazaa davası ile tasarrufun iptali davasının özelliklerini bir arada barındıran adeta “karma” bir dava türü ortaya çıkmıştır. Tatbikatta, davacı alacaklının alacağını tahsil edebilmek için muvazaa sebebine dayandığı ve kendisine dava konusu şey üzerinde haciz ve satış yetkisi tanınmasını istediği, Yargıtay’ın da bu davanın BK m.19 hükmüne göre muvazaa iddiasına dayanarak açıldığını ortaya koymakla birlikte, yargılama sonunda BK m.19 hükmünü dikkate alarak hüküm vermek yerine, alacaklıya “İİK m.283/I hükmüne kıyasen” haciz ve satış yetkisi tanıdığı görülmektedir. Sayfa 21