2. Gerçek kişi tacir ve tüzel kişi tacir ayrımı kendisini daha ziyade İcra ve İflas Kanunu’nun 44.maddesinde ifadesini bulan ticareti terk çerçevesinde gösterir. Zira, TTK kapsamında yapılan ayrıma tüzel kişiler de dahil edilirken, İİK m.44 kapsamında yapılacak ayrımda tüzel kişi tacir grubuna giren ticaret ortaklıklarına yer verilemez. Çünkü ticaret ortaklıkları, tasfiye aşamasına girdikten sonra, tasfiye işlemlerinin tamamlanmasını takiben ticaret sicilinden silinmekle hukuki varlıklarını kaybederler. Bu nedenle, özellikle de ticareti terk eden tacirin ilandan itibaren bir yıl süre ile iflasa bağlı kılınacağını
3. Gerçek kişi tacirlerde, küçük veya kısıtlı tacirin durumu özellik arz edebilir.…
4. Hâkim teşebbüs ise, ticari işletme işletmesi koşulu aranmadığından TTK’nın…
5. Tacir sıfatının sona ermesi bakımından temel prensip, ticaret siciline tescilin bildirici işlev gördüğüdür. Gerçek kişi tacirler ile amacına ulaşmak için ticari işletme işleten dernek ve vakıflar, ticari işletme işletmekten vazgeçmek suretiyle ticareti terk edeceklerinden, sicile tescil burada açıklayıcı etki yaratır. Ticaret ortaklıkları bakımından
6. Öğretide, ticareti kısmen terk olarak adlandırılan durumlarda, tacirin…
7. Ticareti terk olgusu ise, Türk Ticaret Kanunu’nda tanımı yapılan ve türleri…
8. Ticareti terk durumuna yol açan bir neden olarak ticari işletmenin kapatılması,…
9. Uygulamada ise ticareti terk ile sonuçlanma açısından, temel hukuki işlemin ticari işletmenin devri olduğu göze çarpmaktadır. Ticari işletmenin devri, eski BK döneminde sadece 179. maddede hükme bağlanmışken, 6102 sayılı TTK’nın yürürlüğe girmesi ile birlikte, iki ayrı kanunda düzenlenen bir hukuki işlem haline gelmiştir. TTK m.
10. Bir ticari işletme işleten adi ortaklıkta da ticareti terk sonucunu doğuran…
11. Ticareti terke neden olan durumlardan biri de tacirin ticari işletmeyi kiraya vermesidir. Alt kira ilişkisi sayesinde, kiracının da ticari işletmeyi kiraya vermesi olanaklıdır. Kiraya veren tacir, ticari işletmeyi kendi adına fiilen işletmekten vazgeçtiği için ticareti terk etmiş olur ve İİK m 44’e tabi hale gelir. Ancak bu varyasyon, gerçek kişi tacirler ile amacına ulaşmak için ticari işletme işleten dernek ve vakıflara münhasırdır. Zira, ticaret ortaklıkları tacir sıfatını kanun gereğince elde ettiklerinden, ticari işletmelerini kiraya vermeleri onların tacir sıfatlarını sona erdirmez. 12. Tacirin ölümü halinde ticari işletme onun mirasçılarına intikal eder.…
13. Ticareti terke neden olan durumlardan bir diğeri de tacirin ticari işletmesinin…
14. Ticareti terke yol açan bir diğer durum ise, ticari işletmeye ait önemli…
15. Ticareti terk eden tacirin bağlı olduğu yükümlülükler, TTK’dan ayrı olarak İİK m. 44’te düzenlenmiştir. İİK m. 44’te ifade edilen ilk yükümlülük, ticareti terk bildiriminde bulunulmasıdır. Öğretide
16. Ticaret siciline yapılacak terk bildirimi hususunda, ticari temsilcinin…
17. Terk bildiriminden sonra, ticareti terk eden tacirin yerine getirmesi gereken yükümlülüklerden biri mal beyanında bulunmaktır. Gerek terk bildirimi gerekse mal beyanında bulunma yükümünün muhatapları; gerçek kişiler ile dernek ve vakıflardır. Ticaret ortaklıklarının İİK m. 44 kapsamında değerlendirilemeyeceği daha önce ifade edilmişti. İİK m. 44’te, mal beyanının bütün aktif ve pasifleri içermesi gerektiği ifade edilmekle birlikte, öğretide çoğunluk görüşünden farklı olarak bazı yazarların, haczedilmeye yetecek derecede malvar-
18. Ticareti terk eden tacirin bu yükümlülüklere uygun hareket etmesinin en…
19. İİK m. 44’te düzenlenen bir diğer sonuç, ticareti terk eden tacirin iki ay süre ile haczi kabil malları üzerinde oluşan tasarruf sınırlandırmasıdır. Bu tasarruf yasağının getirilmesinin amacı, eski tacirin malvarlığı unsurlarını üçüncü kişilere devrederek alacaklıları zarara uğratmasının önüne geçebilmektir. Ancak kanun koyucu bu kuralı çok sert biçimde getirmek yerine, bazı istisnalara da yer vermiştir. Maddede, üçüncü kişilerin iyiniyetli olmaları halinde, bu hak kazanımlarının saklı tutulduğu açık biçimde ifade edilmiştir. Ancak bu iyiniyet iddiasını da herkesin ileri sürmesi, hakkaniyetle bağdaşmayacaktı. Bu nedenle kanun koyucu yine bazı kimselerin (örneğin
