2. Yukarıda andığımız bir kısım yazarlarca(133) iptal hükmü ile sadece kâr dağıtmama kararının (olumsuz kararın) geçmişe etkili olarak ortadan kaldırılabildiği, bu nedenle bir koruma zafiyetinin ortaya çıktığı ve çoğunluğun bundan yararlanarak yıllarca kar dağıtmaktan kaçındığına işaret edilmektedir. Bunun da kanun boşluğunun kabulü için yeterli olduğu ileri sürülmektedir. Düşüncenin çıkış noktası doğrudur; gerçekten iptal davalarında verilen kararlar, istikrarlı ve ısrarlı biçimde kâr dağıtmama olgusunun önüne bazı olaylarda geçememektedir. Yukarıda (1)’de özetlediğimiz sonuca varmamıza yol açan diğer tüm gerekçeler bir kenara bırakılacak olursa, TTK m. 531 hükmü gerçek kanun boşluğu bulunduğu görüşünün reddi için başlı başına bir dayanak oluşturmaktadır. Gerçekten, Yargıtay’ın çeşitli kararlarında kullandığı formül ifade ile “dağıtılabilecek kâr bulunmasına rağmen, uzun süredir keyfi ve dürüstlük kuralına aykırı biçimde kâr dağıtmama” olgusunu kanundaki çeşitli düzenlemeler arasından örtüştürebileceğimiz (abduction)…
