Dosya olarak kaydet: PDF - TIFF - WORD
Görüntüleme Ayarları:

MAHKEMESİ :İş Mahkemesi

SAYISI : 2023/124 E., 2023/367 K.

ÖZEL DAİRE KARARI : Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin 22.09.2022 tarihli ve

2022/8374 Esas, 2022/11134 Karar sayılı BOZMA kararı

Taraflar arasındaki Kurum işleminin iptali ve tespit davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir.

Kararın davalı ... Kurumu vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince davalı ... Kurumu vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı ... Kurumu vekilinin temyizi üzerine Yargıtay 10. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, İlk Derece Mahkemesi tarafından Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.

Direnme kararı davalı ... Kurumu vekilince temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan gündem ve dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

I. DAVA

Davacı vekili; müvekkilinin vefat eden babasından dolayı 2004 yılında bağlanan yetim aylığının evlendiğini Kuruma bildirmesi üzerine 2009 yılında kesildiğini, Yalova Aile Mahkemesinin 31.10.2014 tarihli ve 2014/667 Esas, 2014/845 Karar sayılı kararı ile boşandıktan sonra aynı kişi ile 01.06.2016 tarihinde yeniden evlendiğini ve ikinci kez Yalova Aile Mahkemesinin 07.12.2018 tarihli ve 2018/848 Esas, 2018/1178 Karar sayılı kararı ile boşandığını, müvekkilinin ilk boşanmadan sonra yaklaşık 9 ay babasından dolayı yetim aylığı aldığını, sosyal güvenlik kontrol denetmenlerince hazırlanan 25.05.2015 tarihli rapor nedeniyle boşandığı eşiyle fiilen birlikte yaşadığından bahisle yetim aylığı kesildiğini, ikinci kez boşanmasının ardından 15.01.2019 tarihinde aylık bağlanması için Kuruma yaptığı başvurusunun önceki denetmen raporuna dayanılarak reddedildiğini, ancak düzenlenen bu raporun gerçeği yansıtmadığını, raporun düzenlendiği tarihlerde müvekkilinin evden kaçan engelli kız çocuğunu aramak için boşandığı eşi ile sık sık bir araya geldiğini, birlikte yaşamanın söz konusu olmadığını ileri sürerek Kurum işleminin iptali ile müvekkilinin başvuru tarihi itibarıyla yetim aylığına hak kazandığının tespitine karar verilmesini talep etmiştir.

II. CEVAP

Davalı ... Kurumu (SGK/Kurum) vekili; davacının boşandığı eşiyle birlikte yaşadığının Kurum denetmen raporunda tespit edilmesi üzerine yetim aylığının kesildiğini, yapılan işlemlerde hukuka aykırılık bulunmadığını, Kurum işleminin usul ve yasaya uygun olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur.

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI

İlk Derece Mahkemesinin 15.03.2021 tarihli ve 2020/342 Esas, 2021/134 Karar sayılı kararı ile; davacının eski eşi ile birden fazla evlenip boşandığı, en son 01.06.2016 tarihinde evlenip tekrar boşandığı, getirtilen kayıtlar ve dinlenen tanık anlatımlarına göre davacının son boşanma tarihinden sonra eski eşiyle birlikte yaşadığına ilişkin herhangi bir delilin bulunmadığı, ayrıca boşanma kararı incelendiğinde tarafların birlikte oturdukları evin satılıp parasının ikiye bölünmesinin kararlaştırıldığı, Kurum denetmeninin yaptığı incelemenin daha önceki bir tarihe ait olduğu, davacının son talebi üzerine gerekirse Kurumun yeniden inceleme yapması gerektiği, çok öncesine dayalı bir rapora istinaden davacının talebinin reddinin usul ve yasalara uygun olmadığı gerekçesiyle davanın kabulü ile Kurum işleminin iptaline, davacıya babasından dolayı son talep tarihinden itibaren yetim aylığı bağlanması gerektiğinin tespitine karar verilmiştir.

IV. İSTİNAF

A. İstinaf Yoluna Başvuranlar

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı Kurum vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.

B. Gerekçe ve Sonuç

Bölge Adliye Mahkemesinin 14.04.2022 tarihli ve 2021/527 Esas, 2022/615 Karar sayılı kararı ile; Kurum tarafından davacının beyanına itibar edilerek yetim aylığı bağlanması gerekirken önceden yapılmış Kurum tahkikatı gerekçe gösterilerek yetim aylığı bağlanmamasının hukuka uygun ve bu nedenle davalı Kurumun istinaf başvurusunun yerinde olmadığı gerekçesiyle istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.

V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ

A. Bozma Kararı

1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı Kurum vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

2. Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin ilâm başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; "...Eldeki davada, davaya esas teşkil eden davalı kurumun 14/02/2019 tarihli kararının ve bu karara dayanak teşkil eden 25/05/2015 tarihli denetmen raporunun incelenmesinde davalı kurumun davacının yaptığı talep üzerine boşandığı eşiyle fiilen birlikte yaşadığının bahsi geçen denetmen raporunda tespit edilmesi nedeniyle davacının talebini reddettiği, ancak raporun 25/05/2015 tarihine ait olduğu, davacının ... isimli şahıs ile birden fazla kez evlenip boşandığı, bu şahısla en son 01/06/2016 tarihinde evlendiği, bu kişiden Yalova Aile Mahkemesinin 07/12/2018 tarihli kararı ile tekrar boşandığı, davacının son boşanma tarihinden sonra eski eşiyle birlikte yaşadığına ilişkin herhangi bir delilin mevcut olmadığı, boşanma kararında tarafların birlikte oturdukları evin satılıp parasının ikiye bölünmesinin kararlaştırıldığı, kurum denetmeninin yaptığı incelemenin daha önceki bir tarihe ait olduğu, davacının son talebinden sonra gerekirse kurumun yeniden inceleme yapması gerektiği, çok öncesine dayalı bir rapor ile bu şekilde davacının talebini reddetmesinin yasaya uygun olmadığı gerekçesiyle davanın kabulüne karar verildiği anlaşılmakta ise de; verilen hüküm eksik inceleme ve araştırmaya dayalı bulunmuştur.

Tüm dosya kapsamı değerlendirildiğinde, davacının, dava dışı ... ile 13.05.2009 tarihinde evlendiği, 31.10.2014 tarihinde boşandığı, yeniden 01.06.2016 tarihinde evlendiği ancak 07.12.2018 tarihinde boşandığı ve yetim aylığı bağlanması için 15.01.2019 tarihinde davalı kuruma başvurduğu ancak davalı kurum tarafından davacının, boşandığı eşiyle birlikte yaşadığı gerekçesiyle talebinin reddedildiği; kurum tarafından 05.02.2015 tarihinde "Alo 170" hattına yapılan ihbar neticesinde yapılan araştırmalara istinaden rapor düzenlendiği, söz konusu ihbarın ilk boşanma ve yeniden evlenme tarihleri arasında yapıldığı, birlikte yaşama olgusunun şüpheye yer bırakmayacak şekilde ortaya konulmadığı anlaşılmakla; Mahkemece, davacı ve boşandığı eşinin adreslerinde zabıta marifetiyle araştırma yapılması, boşandıktan sonra birlikte yaşayıp yaşamadıkları hususunun varsa apartman kapıcısı, yöneticisi, komşuları ve mahalle muhtar/ azalarından sorulması ve tanık olarak dinlenilmeleri ile davacı ve eşine ait ihtilaflı döneme ilişkin medula/Aile Hekimliği kayıtları getirtilerek tedavi belgeleri değerlendirilmeli, dosya kapsamındaki tüm bilgi ve belgeler değerlendirilerek boşanılan eşle eylemli olarak birlikte yaşama olgusunun gerçekleşip gerçekleşmediği toplanan kanıtlar ışığında şüphe bırakmayacak şekilde ortaya konularak hüküm kurulmalıdır...." gerekçesiyle oy çokluğuyla karar bozulmuştur.

B. İlk Derece Mahkemesince Verilen Direnme Kararı

İlk Derece Mahkemesinin ilâm başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; önceki gerekçe tekrar edilerek kararın değiştirilmesini gerektirir bir neden olmadığı vurgulanmak suretiyle direnme kararı verilmiştir.

VI. TEMYİZ

A. Temyiz Yoluna Başvuranlar

Direnme kararına karşı süresi içinde davalı Kurum vekilince temyiz isteminde bulunulmuştur.

B. Temyiz Sebepleri

Davalı Kurum vekili, mahkemece yeterli araştırma ve inceleme yapılmadan karar verildiğini, davacının boşandığı eşi ile eylemli olarak birlikte yaşayıp yaşamadığının şüpheye mahal vermeyecek şekilde ortaya konulmadığını, Kurum işleminin hukuka uygun olduğunu, emsal davalarda mahkemelerce verilen ret kararlarını Yargıtayca onandığını belirterek direnme kararının bozulmasını talep etmiştir.

C. Uyuşmazlık

Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; babasından dolayı bağlanan yetim aylığı boşandığı eşi ile fiilen birlikte yaşadığı gerekçesiyle kesilen ve bu aylık kesilmesinden sonra yeniden 01.06.2016 tarihinde aynı kişi ile yaptığı evliliğin 03.01.2019 tarihinde boşanma ile sona ermesi üzerine yetim aylığı bağlanması için Kuruma başvuru yapan davacının yeni başvurusunun Kurumca 25.05.2015 tarihli düzenlenen denetmen raporu gerekçe gösterilerek kabul edilmemesinin yerinde olup olmadığı ile Kurum işleminin iptaline ilişkin mahkeme kararının eksik araştırma ve incelemeye dayanıp dayanmadığı; buradan varılacak sonuca göre bozma kararında belirtilen araştırma ve incelemeler yapılarak sonuca göre karar verilmesinin gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır.

D. Gerekçe

1. İlgili Hukuk

1. 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun (5510 sayılı Kanun) 56 ve geçici 1. maddeleri.

2. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (4721 sayılı Kanun) 2. maddesi.

2. Değerlendirme

1. Davanın yasal dayanağı 01.10.2008 tarihinde yürürlüğe giren 5510 sayılı Kanun'un 56. maddesinin 2. fıkrasıdır.

2. Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun “Gelir ve aylık bağlanmayacak haller” kenar başlıklı 56. maddesinde: “Ölen sigortalının hak sahiplerinden;

a) Kendisinden aylık bağlanacak sigortalıyı veya gelir ya da aylık bağlanmış olan sigortalıyı kasten öldürdüğü veya öldürmeye teşebbüs ettiği veya bu Kanun gereğince sürekli iş göremez hâle veya malul duruma getirdiği,

b) Kendisinden aylık bağlanacak sigortalıya veya gelir ya da aylık bağlanmamış olan sigortalıya veya hak sahibine karşı ağır bir suç işlediği veya bunlara karşı aile hukukundan doğan yükümlülüklerini önemli ölçüde yerine getirmemesi nedeniyle ölüme bağlı bir tasarrufla mirasçılıktan çıkarıldıkları,

hususunda kesinleşmiş yargı kararı bulunan kişilere gelir veya aylık ödenmez. Ödenmiş bulunan gelir ve aylıklar, 96. madde hükümlerine göre geri alınır.

Eşinden boşandığı hâlde, boşandığı eşiyle fiilen birlikte yaşadığı belirlenen eş ve çocukların, bağlanmış olan gelir ve aylıkları kesilir. Bu kişilere ödenmiş olan tutarlar, 96. madde hükümlerine göre geri alınır.” düzenlemesi yer almaktadır.

3. Daha önce yürürlükte bulunan ve sosyal güvenlik mevzuatının temelini teşkil eden kanunlarda yer almayan dava konusu düzenleme ilk kez 01.10.2008 tarihinde yürürlüğe giren 5510 sayılı Kanun'da yer almıştır.

4. Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun 56. maddesinin başlığında “bağlanmayacak” sözcüğüne yer verildikten sonra 2. fıkrasında "bağlanmış olan gelir ve aylıkları kesilir” ibareleri kullanılmış, böylelikle daha önceki sosyal güvenlik kanunlarında yer almayan, “boşandığı eşiyle fiilen (eylemli olarak) birlikte yaşama” olgusu, gelir/aylık kesme nedeni olarak düzenlendiği gibi aynı zamanda gelir/aylık bağlama engeli olarak kabul edilmiştir.

5. Anılan maddenin gerekçesinde de açıklandığı üzere düzenleme ile hakkın kötüye kullanımının olası uygulamaları engellenmek istenmiş ve bu amacın gerçekleştirilebilmesi için kötüye kullanımın varlığı belirlendiği takdirde ilgiliyi haktan yararlandırmama, hak sahipliğine son verilmesi ve dolayısıyla gelir veya aylık bağlanmaması esası kabul edilmiştir.

6. Gerçekten de ölüm aylığı almak üzere boşandığı eşiyle fiilen birlikte yaşamaya kişiyi sürükleyen etkenin niteliği ve türü, hukuk düzeni açısından önem taşımamaktadır. Çünkü hakkın kötüye kullanılması hangi dürtüyle (saikle) ortaya çıkarsa çıksın sonuçta hukuk bakımından sadece ve sadece “kötüye kullanma” olup hukuk düzeni tarafından korunmamaktadır (Tankut Centel, “Boşandığı Eşiyle Birlikte Yaşayanın Aylığının Kesilmesi”, MESS Sicil Dergisi, Mart 2012, s. 195).

7. Yeri gelmişken belirtilmelidir ki hak sahibinin, boşandığı eşiyle fiilen birlikte yaşaması her ne saikle olursa olsun, 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nda (Anayasa) öngörülen bireysel özgürlük kapsamında kalmakta ise de sosyal ve ekonomik görevlerini, mali kaynaklarının yeterliliği ölçüsünde yerine getireceğine ilişkin Anayasa’nın 65. maddesindeki hüküm uyarınca Devlet, sosyal sigorta yardımlarına hak kazanma koşullarını düzenleme yetkisine sahip olduğu gibi boşanan eşlerin birlikte yaşamasına yasak getirmesi mümkün olmamakla birlikte bu durumda olan kişileri sosyal sigorta yardımları kapsamı dışında bırakabilir.

8. Bilindiği üzere 5510 sayılı Kanun’un 56. maddesinin 2. fıkrasının Anayasa’nın 2, 5, 10, 11, 12, 17, 20, 35, 60... . maddelerine aykırılığı iddiası ile iptali için Anayasa Mahkemesine başvurular yapılmıştır.

9. Anayasa Mahkemesince yapılan başvurular üzerine yapılan değerlendirme sonucunda 28.04.2011 tarihli ve 2009/86 Esas, 2011/70 Karar sayılı kararında, “…ölüm aylığını alabilmek için evli olmamak koşulunu aşmak amacıyla iyi niyete dayanmayan ve dürüst olmayan boşanma isteği ve çabası ile boşanma kararı elde edilip buna bağlı olarak ölüm aylığı alınması, açıkça hakkın kötüye kullanılmasıdır. Hakkın kötüye kullanılması hukuk devletinin koruması altında değerlendirilemez. Bu nedenle hakkın kötüye kullanılmasını engellemeyi amaçlayan itiraz konusu kural hukuk devletine aykırı bir düzenleme olarak görülemez...Resmî evliliği olmadan birlikte yaşayanlar ile ölüm aylığı alabilmek için hakkını kötüye kullanarak resmî evliliğini boşanma ile sonlandırıp boşandığı eşiyle fiilen birlikte yaşamaya devam edenler, söz konusu hakkı kullanmak bakımından eşit kabul edilemeyeceklerinden, bunlar arasında eşitlik karşılaştırması yapılamaz... Ölüm aylığı, doğrudan sigortalıya ilişkin bir ödeme değildir. Yasa koyucunun sosyal güvenlik konusuna geniş bir yaklaşımının sonucu sigortalının ölümü ile aranan koşulların sağlanması hâlinde sigortalının geride kalan hak sahipleri açısından getirdiği bir ödemedir. İtiraz konusu kural, hak edilmediği hâlde ölüm aylığı alınarak hakkın kötüye kullanılmasına engel olma amacını taşıdığından ölüm aylığı almayı hak edenler açısından SGK’nın mali kaynakları çerçevesinde Anayasa’nın 60. maddesinde ifade edilen güvenceyi sağlamaya çalışmanın bir gereğidir. Ölüm aylığı alabilmek için öngörülen koşulun hakkın kötüye kullanılarak sağlanmak istenmesi sosyal güvenlik hakkıyla bağdaştırılamaz.” şeklindeki gerekçeyle hükmün Anayasa'nın 2, 10... . maddelerine aykırı olmadığına; 5, 11, 12, 17, 20, 35... . maddeleri ile ilgisi bulunmadığına karar verilmiş ve hükmün iptali yönündeki başvurular oy çokluğuyla reddedilmiştir.

10. Sonuç olarak 5510 sayılı Kanun’un 56. maddesinin 2. fıkrasındaki düzenlemenin, ölüm aylığından yararlanma hakkının kötüye kullanılmasını engellemek amacıyla getirilmiş olması, Anayasa Mahkemesince düzenlemenin Anayasa'ya aykırı olmadığına karar verilmesi ve yürürlükteki kanunları uygulamakla yükümlü olan yargı organları tarafından uygulanmasının zorunlu olması karşısında boşandığı eşiyle fiilen birlikte yaşadığı tespit edilen hak sahiplerine gelir veya aylık bağlanmaması, bağlanan gelir veya aylığın kesilmesi usul ve yasaya uygundur.

11. Gelinen bu noktada sözü edilen hükmün zaman bakımından uygulanması konusu üzerinde durulmalıdır.

12. Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun “Malullük, yaşlılık ve ölüm sigortasına ilişkin bazı geçiş hükümleri” başlıklı 17.04.2008 tarihinde yürürlüğe giren 5754 sayılı Kanun’un 68. maddesi ile değişik geçici 1. maddesinde; “....17.07.1964 tarihli ve 506 sayılı, 2/9/1971 tarihli ve 1479 sayılı, 17/10/1983 tarihli ve 2925 sayılı, bu Kanunla mülga 17/10/1983 tarihli ve 2926 sayılı Kanunlara göre bağlanan veya hak kazanılan aylık, gelir ve diğer ödenekler ile 8/2/2006 tarihli ve 5454 sayılı Kanunun 1 inci maddesine göre ödenmekte olan ek ödemenin verilmesine devam edilir. Bu gelir ve aylıkların durum değişikliği nedeniyle artırılması, azaltılması, kesilmesi veya yeniden bağlanmasında, bu Kanunla yürürlükten kaldırılan ilgili kanun hükümleri uygulanır…” düzenlemesi bulunmaktadır.

13. Kanun koyucu tarafından geçici 1. madde ile 5510 sayılı Kanun’un yürürlüğünden önce sosyal güvenlik kanunları uygulanmak suretiyle hak sahiplerine bağlanan gelir veya aylıkların durum değişikliği sebebine bağlı olarak kesilmesi veya yeniden bağlanmasında, yine anılan Kanun hükümlerinin esas alınması gerektiğinin benimsendiği anlaşılmaktadır. Söz konusu kanunlarda, boşanılan eşle fiili olarak birlikte yaşama olgusu, gelirin veya aylığın bağlanması engeli veya kesilmesi nedeni olarak öngörülmediğinden 5510 sayılı Kanun’un 56. maddesinin zaman bakımından uygulanması hususu da çözüme kavuşturulmalıdır.

14. Toplum barışının temel dayanağı olan hukuka ve özellikle kanunlara karşı güveni sağlamak ve hatta kanun koyucunun keyfi hareketlerine engel olmak için öğretide kanunların geriye yürümemesi esası kabul edilmiştir. Buna göre, gerek özel hukuk ve gerekse kamu hukuku alanında kural olarak her kanun, ancak yürürlüğe girdiği tarihten sonra meydana gelen olaylara ve ilişkilere uygulanır; yürürlük tarihinden önce gerçekleşen olaylara ve ilişkilere uygulanmaz. Bu ilke ile güdülen amaç, hukuki güvenliği temin etmek, kişileri ancak işlemi yaptıkları sırada yürürlükte olan kurallara göre sorumlu tutmak, böylece kazanılmış haklara saygıyı ve kazanılmış hakların korunmasını sağlamaktır. Zira hukuki güvenlik hukuk devletinin temel taşlarındandır.

15. “Kanunların geriye yürümemesi (geçmişe etkili olmaması)” kuralının bazı istisnaları olup bu kapsamda yeni düzenleme kamu düzeni ve genel ahlâka ilişkin ise geçmişe etki eder şekilde uygulanması gerekir. Yine beklenen (ileride kazanılacağı umulan) haklar yönünden de kanunların geriye yürümesi söz konusudur. Bunlardan başka yargılama hukukuna ilişkin kurallar da ilke olarak geçmişe etkilidir.

16. Bu durumda 5510 sayılı Kanun’un 56. maddesinin 2. fıkrasındaki hükmün zaman bakımından uygulanması yönünden herhangi bir istisnai durumun söz konusu olmaması nedeniyle madde ile getirilen düzenleme 01.10.2008 tarihinde yürürlüğe girdiğinden fiili birliktelik daha önce başlamış olsa dâhi maddenin yürürlük tarihi öncesine ilişkin işlem yapılarak borç tahakkuk ettirilmesi mümkün değildir. Ancak 01.10.2008 tarihinden itibaren boşanılan eşle fiili birliktelik söz konusu ise bağlanan aylığın kesilerek borç çıkarılması ve yersiz ödemeye ilişkin olarak 5510 sayılı Kanun’un 96. maddesine göre uygulama yapılması gerekmektedir.

17. Ayrıca belirtilmek gerekir ki, Sosyal Sigortalar Hukukunda kazanılmış (müktesep) haklar dinamik nitelik taşırlar. Değinilen özellikleri gereği dış etkiye açık olan ve güncellenen kazanımlardır. Sürekli iş göremezlik geliri ve aylıklar bu özellikleri taşırlar. Çünkü onlar bir kere tanınmış olmakla alacaklının dış alemle (edim borçlusu ile kendi alacaklıları ile) ilişkisi son bulmamakta aksine yeni başlamakta, sunum koşulları ortadan kalkıncaya kadar mevcudiyetlerini sürdürmektedirler. Dolayısıyla yaşayan birer varlık olarak haklarında güncellenmeleri (maaş artışları), korunmaları (üçüncü şahıslara karşı) amacıyla yeni düzenlemeler yapılması mümkündür. Önceden doğmuş olmaları yeni düzenlemelerden etkilenmeyecekleri anlamına gelmemektedir (Ali Naim Sözer, Kanunların Önceye Etki Yasağı: “Sosyal Sigortalar Hukuku Bakımından Bir Değerlendirme”, Journal of Yaşar University, Cilt 8, Sayı Özel, Ocak 2013, s.2529).

18. Bu nedenle 5510 sayılı Kanun’un 56. maddesinin 2. fıkrası uyarınca kesme veya iptal işlemine konu ölüm aylığının veya gelirinin 01.10.2008 tarihinden önce bağlanmış olması da sonuca etkili değildir. Diğer bir ifadeyle Kurum tarafından bağlanan ölüm aylığı veya geliri dış etkiye açık olan, güncellenen bir kazanım olduğundan 5510 sayılı Kanun öncesinde bağlanmış olması kazanılmış hakkın konusunu oluşturmayacaktır.

19. Diğer taraftan yine maddenin getiriliş amacında da belirtilen 4721 sayılı Kanun'un “Dürüst davranma” başlıklı 2. maddesinde yer alan dürüstlük kuralı çerçevesinde çözüme gidilmesinde zorunluluk bulunmaktadır.

20. Türk Medeni Kanunu’nun 2. maddesine göre ; “Herkes, haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorundadır.

Bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz”.

21. Bu maddedeki hüküm uyarınca bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumayacağı gibi “hiç kimsenin kendi kusurundan yararlanamayacağı” ilkesi de gözetilmek suretiyle 5510 sayılı Kanun’un 56. maddesi açısından 01.10.2008 tarihinden önce hakkın kazanıldığı durumlarda anılan yasal düzenleme öncesinde ilgililerin her ne amaçla boşanmış olursa olsunlar, fiili birlikteliklerini 5510 sayılı Kanun ile getirilen yeni düzenleme sonrasında da sürdürdüklerinin veya söz konusu düzenlemenin yürürlüğünden itibaren belirtilen nitelikte bir beraberliğe başlandığının tespiti hâlinde 4721 sayılı Kanun'un 2. maddesi kapsamında hakkın kötüye kullanımının varlığı kabul edilerek ilgililere gelir veya aylık tahsisi yapılmaması, bağlanan gelir veya aylığın kesilmesi gerekmektedir. Kuşkusuz hak sahibine fiili birlikteliğin sona erdiği tarihten itibaren diğer koşulların da varlığı durumunda yeniden gelir veya aylık bağlanabileceği açıktır.

22. Hemen belirtmek gerekir ki, 5510 sayılı Kanun’un 56. maddesinde oldukça yalın olarak "eşinden boşandığı halde, boşandığı eşiyle fiilen birlikte yaşadığı belirlenen" ifadesi yer almakta olup maddede, boşanmanın amacına/saikine yönelik herhangi bir düzenleme bulunmamaktadır. Bu nedenle gerek Kurum tarafından gerekse yargı organları tarafından uygulama yapılırken eşlerin boşanma iradelerinin gerçek veya samimi olup olmadığı ya da boşanmanın muvazaalı olup olmadığı konusunda bir araştırma ve inceleme çabasına girilmemesi, boşanmaya ilişkin kesinleşmiş yargı kararının geçerliliğinin sorgulanmaması gerekmektedir. Zira kesinleşmiş karara dayanan boşanmanın hukuki durum ve sonucunun, eşlerin gerçek iradelerine dayanıp dayanmadığının araştırılması bir başka bir mahkemenin yetki ve görevi içerisinde yer almamaktadır. Kaldı ki, 4721 sayılı Kanun'da "anlaşmalı boşanma" adı altında hukuki bir düzenlemenin de bulunduğu dikkate alınmalıdır.

23. Ayrıca vurgulanmalıdır ki, boşanma tarihi itibariyle gerçek/samimi boşanma iradesine sahip olan veya olmayan tüm eşlerin, maddenin yürürlük tarihi olan 01.10.2008 tarihinden itibaren her ne sebeple olursa olsun eylemli olarak birlikte yaşadıklarının saptanması durumunda bağlanan gelirin veya aylığın kesilmesi zorunluluğu bulunmaktadır.

24. Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun 56. maddesinde, “eşinden boşandığı hâlde, boşandığı eşiyle” ibareleri yer aldığından birden fazla evlilik ve doğal olarak birden fazla boşanmanın gerçekleşmiş olması durumunda boşanılan herhangi bir eşle eylemli olarak birlikte yaşama durumunda madde hükmünün uygulanacağı gözetilmelidir.

25. Somut olayda; vefat eden babasından dolayı bağlanan yetim aylığının 13.05.2009 tarihinde evlenmesini Kuruma bildirmesi üzerine kesilen davacıya eşinden boşanması üzerine tahsis talebi ile babasından dolayı yeniden 01.12.2014 tarihi itibarıyla yetim aylığı bağlandığı, ancak boşandığı eşi ile birlikte yaşadığına dair yapılan ihbar sonrası sosyal güvenlik denetmeni tarafından düzenlenen 25.05.2015 tarihli inceleme raporunda boşandığı eşi ile fiilen birlikte yaşadığı yönünde tespit yapılması üzerine Kurum tarafından yetim aylığının 01.12.2014 tarihi itibarıyla kesildiği, davacının eski eşi ile 01.06.2016 tarihinde tekrar evlenip 03.01.2019 tarihinde boşandığı, yetim aylığı bağlanması için Kuruma yaptığı 15.01.2019 tarihli başvurusunun 14.02.2019 tarihinde reddedildiği bunun üzerine Kurum işleminin iptali ile başvuru tarihi itibarıyla yetim aylığına hak kazandığının tespitini talep ettiği anlaşılmaktadır.

26. Yukarıda yapılan açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; davacının aynı kişi ile yaptığı ikinci evliliğinin boşanma ile sonuçlanması üzerine eski eşi ile fiilen birlikte yaşamadığını ileri sürerek yeniden aylık bağlanması yönündeki 15.01.2019 tarihli talebi davalı Kurumca 14.02.2019 tarihli yazı ile daha önce sosyal güvenlik denetmeni tarafından düzenlenen 25.05.2015 tarihli rapordaki tespitlere istinaden yetim aylığının 01.12.2014 tarihi itibarıyla kesildiği, rapordaki tespitlerin aksi sabit oluncaya kadar geçerli olduğundan bahisle reddedilmiş ise de sözü edilen raporun inceleme dönemi ilk boşanma ve yeniden evlenme tarihleri arasındaki 2014-2015 yıllarına ilişkin olmakla davacının aynı kişi ile yaptığı evlilik sonrası gerçekleşen boşanma üzerine fiili birliktelik sona erdikten sonra diğer koşulların da varlığı hâlinde yeniden aylık bağlanmasını talep edebileceği dikkate alındığında davacının 15.01.2019 tarihli aylık talebinin değerlendirilmesi gerekmektedir.

27. Bu kapsamda her ne kadar yapılan yargılama sonucu Kurum işleminin iptali ile davacıya ölüm aylığı bağlanması gerektiğinin tespitine karar verilmiş ise de Mahkemece davacı ile eski eşinin fiilen birlikte yaşama olgusu şüpheye yer bırakmayacak şekilde ortaya konulmamış olduğundan varılan sonuç eksik araştırma ve incelemeye dayanmaktadır. Bu itibarla davacı ve eski eşinin adreslerinde zabıta marifetiyle araştırma yapılmalı, davacı ve eşinin boşandıktan sonra birlikte yaşayıp yaşamadıkları hususunda varsa apartman kapıcısı, yöneticisi, komşuları ile mahalle muhtarı ve azaları tanık olarak dinlenmek suretiyle beyanlarına başvurulmalı, davacı ve boşandığı eşine ait ihtilaflı döneme ilişkin medula kayıtları getirtilerek tedavi belgeleri incelenmeli ve dosya kapsamındaki tüm bilgi ve belgeler değerlendirilerek davacının eski eşi ile talep tarihi olan 15.01.2019 tarihi itibarıyla fiili olarak birlikte yaşama olgusunun gerçekleşip gerçekleşmediği şüpheye yer bırakmayacak şekilde ortaya konularak karar verilmelidir.

28. Nitekim Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 25.09.2024 tarihli 2023710-305 Esas, 2024/471 Karar,19.10.2022 tarihli ve 2021/(21)10-232 Esas, 2022/1324 Karar sayılı kararları da aynı yöndedir.

29. Hukuk Genel Kurulundaki görüşmeler sırasında, davacı ile eski eşinin fiilen birlikte yaşadığına dair Kurum tarafından 2015 yılında yapılmış tespit bulunduğu, Kurumun davacının 15.01.2019 tarihli aylık bağlanma talebini aylık bağlama şartları içerisinde yer almayan ve önceki maddi olguyu saptayan, kendi dönemi için dikkate alınan denetim raporuna dayanarak reddetmesinin hukuka aykırı olduğu, zira davacının bu tespit sonrası aynı kişi ile 2016 yılında yeniden evlendiği, bu evlenme ile de aile hukuku anlamında birlikte yaşama zorunluluğu söz konusu olduğundan davacının yeniden evlenme sonrası boşanma üzerine yaptığı talebinin Kurumca önceki tespite istinaden reddinin doğru olmadığı, ikinci boşanma sonrası aylık bağlanma koşulları arasında yer alan boşanma kararı hukuki geçerliliğini koruduğundan davacının Kuruma başvurusu dışında farklı bir işlem yapmasının gerekmediği, davacıya talebi üzerine boşanma sonrası Kurum tarafından aylık bağlanmasının gerektiğinden direnme kararının onanması yönünde görüş ileri sürülmüş ise de bu görüş Kurul Çoğunluğu tarafından benimsenmemiştir.

30. Hâl böyle olunca Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken önceki hükümde direnilmesi doğru olmamıştır.

31. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.

VII. KARAR

Açıklanan sebeple;

Davalı ... Kurumu vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 371. maddesi gereğince BOZULMASINA,

Dosyanın HMK'nın 373. maddesinin 1. fıkrası uyarınca İlk Derece Mahkemesine, karardan bir örneğin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,

10.12.2025 tarihinde ikinci görüşmede oy çokluğuyla kesin olarak karar verildi.