Bu servet aktarımlarının TMK m.220/bent 2 uyarınca kişisel mal sayılmalarına karşı…
-
Git
: -
Favorilere ekle veya çıkar
-
ᴀ⇣ Yazı karakterini küçült
On İki Levha Yayıncılık
Yayın tarihi: Mart 2020
Sayfa: 470 - 481
Turgut Öz
Editör:Emrehan İnal, Başak Baysal, Şükran Şıpka, Tufan Öğüz, Hasan Erman
Aşağıda bir kısmını gördüğünüz bu dokümana sadece Profesyonel + pakete abone olan üyelerimiz erişebilir.
V. Öğreti ve Uygulamada Bağışlama Kavramını Zorlayarak Bulunmaya Çalışılan Çözüm
Yukarıda vurguladığım tutarsızlık ve anlamsızlıklardan, bu açıklıkta ve bilinçle…
Öğretide yazarlar “kesin bağışlama iradesinin ispatı” hususunda ayrıntıya girmemekte,…
Öğretideki yetersiz açıklamalara karşın, Yargıtay kararlarında nispeten daha ayrıntılı…
Yarg. 8. HD. E. 2016/16379 K. 2018/19627 T. 4.12.2018 (www.kazanci.com):…
“6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 285.maddesine göre bağış (hibe), bağışlayanın sağlararası sonuç doğurmak üzere, malvarlığından bağışlanana karşılıksız olarak kazandırma yapması olarak tanımlanmıştır. Öğretide ise,…
Evlilik birliğinin ömür boyu süreceği inancının hakim olduğu düşünceyle, ortak yaşamı ve geleceği güvence altına almak amacıyla, beraberlikten doğan dayanışmayla ve karşılıklı güvene dayanarak, örf ve adete uygun olarak eşlerin birlikte yatırım yapmaları bağış olarak değerlendirilemez. Eşler arasında dayanışma, güven ve sadakat esastır. Gelecekte aile üyelerinin yararlanacakları beklentisiyle birlikte malvarlığı edinme çabaları, eşlerden birinin sebepsiz zenginleşmesiyle sonuçlanmamalıdır. Bu açıklamalar nedeniyle, devredene ağır yükümlülük getiren kazandırmanın bağış olarak değerlendirilmesi için, bağış amacını taşıyan davranış ve iradenin duraksamaya yer vermeyecek şekilde olması gerekir.…
Davacı ve davalı eş, resmi satış gösterilen işlemin gerçekte satış olmadığını ve kavga etmiş eşlerin barışması, evi terk edenin dönmesi, boşanma davası açanın davadan vazgeçmesi, işlerinin yoğunluğu, zamanın sıkışıklığı, işlerin daha kolay yürümesi, ayrı şehirlerde yaşanılması, ticari kaygıların bulunması vs. saiklerle yapıldığı tarafların kabulünde olsa dahi, yani satışın gerçek olmadığını kabul etseler dahi, bu devir bağış olarak değerlendirilmemelidir. Çünkü, açıklanan nedenler yukarıda da açıklandığı gibi eşlerin ahlaki görevi yerine getirmesi, ailenin huzuru ve uyumu ya da karşılıklı güvene dayanarak yapılmıştır. Bağış iradesi bulunmamaktadır. Bağış olarak değerlendirilmemelidir. Gerçekte satış olmadığını kabul etmeleri demek, bağışı kabul etmek anlamına gelmemektedir. Bağışlamanın yukarıda açıklanan öğeleri gözetildiğinde, bir eşin diğer eşe ait bir malvarlığına yaptığı her katkının ya da kazandırmanın bağışlama olmayacağı kabul edilmektedir (,,,,,,,,: 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu’na göre Borçlar Hukuku Özel Hükümler, C. 1, 3. B., ... 2013, s. 205; ,,,,,,,, Tasfiyesi, 2.B., ... 2008, s. 144).” Yarg. 8. HD. E. 2012/875 K. 2012/7570 T. 18.9.2012 (www.kazanci.com): …
“Dosya kapsamındaki tüm bilgi ve belgeler ile dava dilekçesi birlikte değerlendirildiğinde; davacı vekili, dava dilekçesinde; “ davaya konu taşınmazların parasının tamamının müvekkili tarafından ödendiğini, davalının hiç katkısının olmadığını ancak, taşınmazların müvekkilinin davalıya olan ‘sevgisi ve güveninden’ dolayı davalı adına tescilinin yaptırıldığını” açıklamıştır. Bağışı çağrıştıracak başka bir kavram, kelime veya söze dosya kapsamında rastlanılmamıştır. Davalıya olan sevgisi ifadesi bağışı çağrıştırmakta ise de, yanında kullanılan ve bağlacı ile bağlanan ‘güveninden’ ibaresi ise, bağışı çağrıştırmamaktadır. Ailede eşlerin birbirlerine olan karşılıklı güvenleri esastır. Bedelinin tamamının davacı tarafından karşılandığı yönündeki ibare de bağışı çağrıştırmamakta gerek bu ibareyle ve gerekse eşine olan sevgisi ibaresiyle davacıda bağış kastı ve iradesinin bulunduğunun kabulüne olanak bulunmamaktadır. Karşılıklı güven; gerek örf ve adet, aile bütünlüğü kavramı ve gerekse olağan yaşam koşulları gereği eşin birinin diğerine para intikal ettirmek suretiyle mal edinilmeleri mümkündür. Bunda bağış iradesi ve kastının olduğu sonucuna varmak oldukça güçtür. Yurtdışında çalışmanın ve olanaklarının yarattığı bir sonuç olarak düşünülmelidir.”…
Yarg. HGK E. 2017/8-1614 K. 2018/1550 T. 23.10.2018 (www.kazanci.com).:…
“Davacı vekili, taşınmazın müvekkilinin gelir ve birikimleriyle satın alındığını, ayrıca babasından miras kalan 9388 ada 37 parselde kayıtlı 24 numaralı bağımsız bölümün satışından elde edilen paranın, sonraki yıllarda uygun fiyatlı taşınmazlar alıp satmak suretiyle değerlendirilerek bu biçimde elde edilen paranın da davaya konu taşınmazın alımında kullanıldığını, taşınmazın tapuda devir işlemlerinin yapıldığı sırada kimlik belgesinin bankada unutulması sebebiyle, tüm bedelini müvekkilinin karşıladığı bu taşınmazın davalı eş adına tescilinin sağlandığını açıklamıştır. Gerek dava dilekçesinde gerekse yargılama sırasında davacı tarafından sunulan dilekçelerde bağışı çağrıştıracak başka bir kavram, kelime veya söze rastlanılmamıştır. Evlilik birliğinin taraflara yüklediği karşılıklı güven ve sadakat, gerek örf ve adet, aile bütünlüğü kavramı ve gerekse olağan yaşam koşulları gereği eşin birinin diğe