Diğer bir konu yaş tashihi ile kayıt tashihi ayrımına ilişkin olup gerek 506 sayılı…
-
Git
: -
Favorilere ekle veya çıkar
-
ᴀ⇣ Yazı karakterini küçült

On İki Levha Yayıncılık
Yayın tarihi: Şubat 2025
Sayfa: 847 - 864
Aşağıda bir kısmını gördüğünüz bu dokümana sadece Profesyonel + pakete abone olan üyelerimiz erişebilir.
Oturum Başkanı: Mustafa Taş (Yargıtay 10. Hukuk Dairesi Başkanı): Efendim…
Prof. Dr. Şükran Ertürk: Sayın Başkan Dairenin kararı aslında benim düşündüğüm…
Oturum Başkanı: Biliyorum çelişkili bir kısım kararlar dışında değerlendirmelere katılmadığımı belirttim. Bunun dışında birkaç noktada değerlendirme yapmak gerekirse; 7186 sayılı Yasa ile 3201 sayılı Yasaya eklenen ve 01.08.2019 yürürlük tarihli geçici…
Tartışma konusu husus 53. madde uyarınca birden fazla sigortalılığın birleşmesi halinde…
Evet efendim, soru ve değerlendirmeleriniz lütfen. Buyurun.…
Av. Volkan Böke (Adana Barosu): Eskiden beri blok çalışmada malum olduğu…
Av. İbrahim Doğru (İstanbul Barosu): Sayın Başkanıma da dışarıda da sormaya çalıştım ama eksik kalan bir konu var, emekliliklerin değerlendirilmesinde 18 yaş meselesi. Şimdi efendim kişi 506 sayılı Yasa kapsamında 01.04.1981 tarihli girişlerden önce ise veya 08.09.1999’dan önce ise yaş şartına bakılmaksızın kadınlarda 20 yıl, erkeklerde 25 yıllık
Av. Abdülhalim Eke (Ankara Barosu): Sayın Başkan, Sayın Hocam teşekkür ederim. 53. maddede yer alan çakışan sigortalılık kavramına kendi şirketinden 4/a’lı olarak bildirilen kişileri dâhil edecek miyiz etmeyecek miyiz? Eğer etmeyeceksek o primlerin ödenmesi ve aktarılmasında 53. maddenin 5. fıkrasında yer alan, 1. fıkra hükmü saklı kalmak üzere sigortalının bu madde hükmüne göre sigortalı sayılması gereken sigortalılık halinden başka bir sigortalılık hali için prim ödenmiş olması durumunda ödenen primler 1. fıkraya göre esas alınan sigortalılık hali için ödenmiş ve esas alınan sigortalılık halinde geçmiş kabul edilir hükmünü primlerinin aktarılmasında uygulayacak mıyız? Çünkü burada ödenen primler her ne kadar şirket tarafından ödenmiş olsa da yahut kimin tarafından ödendiği önemli olmaksızın sigortalı adına ödendiği için tâbi olması gereken sigortalılık statüsüne gidecek mi? Devam edeceğim Sayın Başkanım, çünkü siz prim alınma işlemlerinin 81. maddeye göre olacağını söylediniz. Kurumun kaygılarına katılıyorum, örneğin işvereninin prim borcunu hiç ödememiş olması halinde prim aktarılması gibi uygulamaların mutlaka yapılması gerektiği kanaatindeyim ancak diyelim ki sadece sigortalı paylarının aktarılması halinde dahi 01.10.2008 öncesi dönemde tavandan yatmış kazançlar varsa bu defa basamak karşılıkların-
Oturum Başkanı: Efendim yaşla ilgili düzenlemelere kısaca temas etmek isterim. Öncelikle 506 sayılı Yasa’nın 60/G ve 5510 sayılı Yasa’nın 38. maddelerine göre 18 yaşından önce malullük, yaşlılık ölüm sigortasına tabi olanların sigortalılık süresi 18 yaşın ikmali tarihinde başlar, ancak ödenen primler prim gün sayısına eklenir. Fakat 01.04.1981 tarihi öncesi başlangıç ve prim ödemeleri hem sigortalılık süresini hem de prim gün sayısına dahil edilir. Av. Mehmet Gökberk (Adana Barosu): Mahkemece tahsiline hükmedilen işçilik…
İş Müfettişi Engin Uzuner (Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı): Öncelikle…
Av. Eylem Torul (SGK Vekili, İstanbul Barosu): Bu prime esas kazanç tespiti davalarıyla ilgili söylediğiniz hususla ilgili birkaç şey söylemek istiyorum. Şimdi yargılama sırasında ödenip ödenmeme zaten 5510 ve 506 sayılı Kanunlarda prime esas kazanç ödenen miktarların dâhil edileceği düzenlendiği için mahkeme, yargılama sırasında ödenen miktarları prime esas kazanç olarak esas alınıyor ve mahkeme kararları da bu yönde zaten. Yani işçinin ödenmeyen, işte örnek vermek gerekirse 20.000 liraya anlaştık da 15.000 lira aldım gibi bir şey değil, bana 15.000 lira ücret fiilen ödendi üzerinden bir tespit talebi var, ödeme burada bir uyuşmazlık konusu olmuyor, zaten SGK da ilgili aya mal ediyor mahkeme kararını, son aya mal etmiyor. Yani orada bilirkişi raporuna bakıyor, mahkeme
Doç. Dr. Gaye Baycık: Şükran Hocama doyurucu tebliği için çok teşekkür ediyorum. Benim üç sorum olacak. Birincisi aslında soruldu, hizmet tespit davalarında beş yıllık hak düşürücü süre hakkında. Artık blok çalışmalarda dahi önceden bildirilmeyen dönemde o dönem aralıksız çalışmış dahi olsa bir buçuk yılı bildirilmedi, arkadan 6-7 yıl bildirildi, o bildirilmeyen bir buçuk yılın sonundan itibaren beş yıllık hak düşürücü süreye tâbi olduğu yönünde hem Hukuk Genel Kurulu kararı çıktı hem de 10. Hukuk Dairesi’nin kararı mevcut. Aslında sigorta ilişkisi zorunludur deyip sigorta ilişkisinin zorunluluğu ilkesine dayalı olarak sigortalı bundan feragat dahi edemezken, geçmişteki sigortalılığı 5 yıllık hak düşürücü süreye bu şekilde aralıksız çalışmalarda tâbi tutmak ne kadar doğrudur, ben burada Şükran Hocamın görüşünü merak ediyorum. Ben açıkçası aksi kanaatte olduğumu da belirtmek istedim. Diğeri bu kanser ilacıyla ilgili yaşam hakkı işte sadece yaşama hakkı mıdır yoksa sağlıklı yaşam hakkı mıdır, sağlıklı yaşam hakkı olduğu, hatta manevi, ruhsal bütünlükle birlikte fiziksel sağlığın da yaşam hakkının içinde olduğu düşünüldüğünde ben de açıkçası Şükran Hocanın görüşlerine katılıyorum ve karşı oy yazısını da okumuştum, dolayısıyla karşı oya da katıldığımı belirtmek istiyorum. Son olarak bunu özellikle sona bıraktım, yurt dışı hizmet akitleri, benim bu konuda iki tane de yayınım oldu, sonuncusu da daha çok yeni tarihli çünkü istinafta hala Türk hukuku uygulanırken Yargıtay yabancı hukuk, yani seçilen hukuk uygulanır diyor fakat benim buradaki görüşüm biraz daha farklı. Genel işlem şartıdır İş Kurumunun dayattığı sözleşmeler ve orada seçilen hukuk işin yapıldığı yer hukukudur der, fakat bunun genel işlem şartı olup işçinin aleyhine olmasının doğrudan geçersizlik sonucu doğurmadığı kanaatindeyim. Bunun gerekçelerini ben ilk yazımda da belirtmiştim, yani yürürlük denetiminden geçer, öğrenme imkânı vardır, sunulur, imzalar ve çok açık bir hükümdür, kafa karışıklığı yaratacak bir hüküm değildir, işçi onu okuduğunda zaten görür