D- Mahkemenin Direnme Kararı Yermesi Üzerine Oluşan YARGITAY GENEL KURULU'nun 10.11.1993 gün ve 125/711 Sayılı Kararı:
Yasa'nın şekil, ehliyet ve içerik bakımından aradığı koşulları içermeyen hukukî işlem mutlak olarak geçersizdir; dolayısıyla hiçbir hukukî sonuç doğurmayan böyle bir işlem hüküm ifade etmez. Bireyin iradesinin bir görünüşü olan hukukî işlem sübjektif hakların başlıca kaynaklarından birini oluşturur; bu nedenle hukukî işlemin bir varlığı ve kıymeti vardır. Bu nedenle geçersizlik olgusunun varlığı durumunda maddî olay olan hukukî işlem bizzat kendisine etki ederek onu tamamen ortadan kaldırır; bir yerde geçersiz işlem yokluğa eşittir; somut olayda ondan hukukî sonuç çıkarma olanağı yoktur (J. Güral: Hükümsüzlük Nazariyeleri Karşısında Türk Medenî Kanunu'nun Sistemi, s. 31 vd.). Çok özel durumlarda Medenî Kanun'un 2. maddesinden hareketle geçersiz sözleşmeden hukukî sonuçlar çıkarılması (YİBK 30.9.1980 - 2/2) bu yargıyı değiştirmez.…
Taraflarca düzenlenen ve uyuşmazlığın dayanağı olan taşınmaz satışına ilişkin 28.5.1990 günlü sözleşmenin, yasanın öngördüğü biçim koşuluna (MK. m. 634 - BK. m. 213) uygun yapılmadığı tartışmasızdır. Bu nedenle sözleşme (hukukî işlem) geçersizdir; mutlak geçersizlik söz konusu olduğuna göre, böyle bir sözleşmeyle kabul edilen cezaî şart da geçersizdir.…
Yasa, taşınmaz satışlarında biçim koşulunu, yalnız tarafların acele etmelerini engellemek, bu suretle onlar için bir güvence oluşturmak için değil; kanıtlamayı kolaylaştırmak ve yanlar arasında hukukî güvenliği …
Somut olayda MK.'nun 2. maddesinde düzenlenen "hakkın kötüye kullanılması yasağından hareketle geçersiz sözleşmedeki ceza-î şartı geçerli kabul etmek yasanın amacıyla bağdaşmaz; geçersiz sözleşmedeki ceza koşuluna geçerlilik tanımak taşınmaz malikinin karar verme özgürlüğünü etkiler ve maliki (satıcı) ceza-î şartın baskısı altında istenilmeyen taşınmaz satışını gerçekleştirmeye zorlar ve bu suretle biçim koşulunun dayandığ amaçlar ortadan kaldırılmış olur.…
Mahkeme, ceza-î şarta geçerlilik tanırken 30.9.1988 gün ve 2/2 sayılı İnançları Birleştirme kararma dayanmıştır. Bu kararda Kat Mülkiyeti Kanunu'na tabi taşınmaz satışlarında tarafların karşılıklı olarak tüm edimlerini (satış bedeli ödenmiş ve yer teslim edilmiş) yerine getirmelerinden hareketle taşınmaz malikinin, sözleşmenin şekil noksanlığı nedeniyle geçersizliğini ileri sürmesi MK'nun 2. maddesine göre hakkın kullanılması olarak kabul edilmiş ve bu nedenle biçim koşulundan yoksun sözleşmelere geçerlik tanınabileceği sonucuna varılmıştır. Somut olaydaki uyuşmazlığa, anılan inançları birleştirme kararının uygulanması olanağı bulunmadığı ise çok açıktır.…
Yasada asıl sözleşme içerisinde kararlaştırılan ve sözleşmenin bir parçası olan ceza-î şart içinde (akdi kayıt) asıl borcun tabi olduğu biçim koşulunun geçerli olacağı yolunda bir hüküm bulunmamaktadır. Ancak yukarıda açıklanan nedenlerle taşınmaz satışını güçlendiren cezaî şart da taşınmaz satış sözleşmesinin tabi olduğu resmi şekilde yapılmalıdır; aksi halde ceza-î şartın geçerliliğinden söz edilemez (Eren: Borçlar Kanunu C. 1 s. 12 ve dn. 11'de anılanlar; YHGK 7.2.1979 T. 1977/11-952/103 YKD. 1979 sa. 9 . s. 1250; aynı doğrultudaki görüş ve kararlar için bkz. Tekinay: Borçlar Hukuku, C.I, s. 460).…
Bu itibarla mahkemece, Türk hukuk öğretisinin ve Yargıtay'ın kökleşmiş inançlarıyla kabul ettiği "sözleşme geçersizse ceza-î şart da geçersizdir" kuralına uygun olan ve Hukuk Genel Kurulu'nca benimsenen özel daire bozma kararına uyulması gerekirken, önceki kararda direnilmesi doğru değildir.…