Dosya olarak kaydet: PDF - TIFF - WORD
Referans kopyala
Görüntüleme Ayarları:

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

I.          BAŞVURUNUN KONUSU

1.      Başvurucu, kadastro çalışmaları neticesinde adına tescil edilen taşınmazın tapusunun, Hazine tarafından açılan dava sonucunda iptal edildiğini ve taşınmazın yayla vasfıyla özel siciline tesciline hükmedildiğini belirterek, mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

II.       BAŞVURU SÜRECİ

2.      Başvuru, 7/1/2013 tarihinde Ödemiş 2. Asliye Hukuk Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinde Komisyona sunulmasına engel bir eksikliğin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3.      İkinci Bölüm Birinci Komisyonunca, 11/3/2013 tarihinde başvurunun karara bağlanması için Bölüm tarafından ilke kararı alınması gerekli görüldüğünden, Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün 33. maddesinin (3) numaralı fıkrası uyarınca, kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına, dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir.

III.    OLAYLAR VE OLGULAR

A. Olaylar

4.      Başvuru dilekçesindeki ilgili olaylar özetle şöyledir:

5.      Başvurucu tarafından, İzmir ili Ödemiş ilçesi Artıcak köyü 130 ada 5 parsel (kadastro çalışmaları sonucu verilen ada ve parsel numarasıdır) sayılı taşınmazın satın alma ve zilyetlik olgularına istinaden adına tescili talebiyle Ödemiş 1. Asliye Hukuk Mahkemesine tescil davası açılmıştır.

6.      Mahkemenin 27/5/1997 tarih ve E.1996/313, K.1997/187 sayılı kararı ile taşınmazın başvurucu adına tapuya tesciline karar verilmiştir.

7.      Bahse konu karar temyiz edilmekle, Yargıtay 20. Hukuk Dairesinin 27/11/1997 tarih ve E.1997/11513, K.1997/11994 sayılı kararı ile dava konusu taşınmazın orman veya yayla vasfının bulunup bulunmadığı hususlarını içermeyen araştırma ve incelemenin hüküm kurmaya yeterli olmadığı belirtilerek bozulmuştur.

8.      Mahkemece bozma ilamına uyularak yürütülen yargılama neticesinde 24/1/2000 tarih ve E.1998/38, K.2000/2 sayılı karar ile taşınmazın başvurucu adına tapuya tesciline hükmedilmiştir.

9.      Karar temyiz edilmekle, Yargıtay 20. Hukuk Dairesinin 23/5/2000 tarih ve E.2000/3989, K.2000/4910 sayılı kararı ile Mahkemece uyulmasına karar verilen bozma ilamı gereğinin yerine getirilmediğinden bahisle bozulmuştur.

10.  Mahkemece bozma kararı üzerine yürütülen yargılama neticesinde, dava konusu taşınmazın başvurucu adına tapuya tesciline karar verilmiş ve ilk derece mahkemesi kararı Yargıtay 20. Hukuk Dairesinin 23/10/2001 tarih ve E.2001/7092, K.2001/7874 sayılı kararı ile onanmıştır.

11.  Hazine vekili tarafından yapılan karar düzeltme başvurusu üzerine, Yargıtay 20. Hukuk Dairesinin 11/2/2002 tarih ve E.2002/269, K.2002/976 sayılı kararı ile dosya kapsamı uyarınca dava konusu taşınmazın yayla vasfında olduğu gerekçesiyle Dairenin onama kararının kaldırılmasına ve ilk derece mahkemesi hükmünün bozulmasına karar verilmiştir.

12.  Ödemiş 1. Asliye Hukuk Mahkemesince bozma ilamına uyularak 6/6/2002 tarih ve E.2002/106, K.2002/260 sayılı karar ile başvurucunun tescil talebinin reddine hükmedilmiştir.

13.  İlk derece Mahkemesi kararı kanun yollarından geçerek kesinleşmiştir.

14.  Başvuruya konu taşınmaz daha sonra başlayan kadastro tespit çalışmaları kapsamında, kazandırıcı zamanaşımına elverişli zilyetliğe istinaden başvurucu adına tespit görmüş, yapılan tespit, askı ilan süresi içinde kadastro mahkemesine dava açılmadığı belirtilerek 27/1/2006 tarihinde kesinleşmiştir.

15.  Hazine tarafından, yukarıda bahsedilen Mahkeme kararları ile taşınmazın yayla vasfında olmakla zilyetlikle kazanılamayacağına ve bu suretle başvurucunun tescil isteminin reddine hükmedildiği belirtilerek, kesinleşen Mahkeme kararları nazara alınmaksızın başvurucu adına yapılan tescilin iptali ile taşınmazın yayla vasfıyla özel siciline tesciline karar verilmesi istemiyle dava açılmıştır.

16.  Ödemiş 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 30/3/2012 tarih ve E.2011/285, K.2012/176 sayılı kararı ile dava konusu taşınmazın kadimden beri yayla olduğunun ve bu niteliği itibariyle zilyetlikle kazanılamayacağının daha önceki kesinleşen Mahkeme kararlarıyla sabit olduğu ve belirtilen kararlardaki taşınmazla miktar ve hudut itibariyle aynen örtüştüğünün keşfen belirlendiği belirtilerek, davanın kabulü ile taşınmazın tapu kaydının iptaline ve yayla vasfıyla özel siciline tesciline karar verilmiştir.

17.  İlk derece mahkemesi kararı temyiz edilmekle, Yargıtay 14. Hukuk Dairesinin 4/6/2012 tarih ve E.2012/7272, K.2012/7938 sayılı kararı ile yargılama giderleri yönünden bozulmuş, Yargıtay 14. Hukuk Dairesinin karar düzeltme talebinin reddine dair 17/10/2012 tarih ve E.2012/11503, K.2012/12002 sayılı kararı ile bozma kapsamı dışında kalan taşınmazın tapu kaydının iptaline ve yayla vasfıyla özel siciline tesciline dair ilk derece mahkemesi hükmü kesinleşmiştir.

B. İlgili Hukuk

18.  22/11/2001 tarih ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 715. maddesinin birinci fıkrası, 21/6/1987 tarih ve 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 12. ve 16. maddeleri, 25/2/1998 tarih ve 4342 sayılı Mera Kanunu'nun 4. maddesinin birinci ve üçüncü fıkraları.

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

19.  Mahkemenin 16/4/2013 tarihinde yapmış olduğu toplantıda, başvurucunun 7/1/2013 tarih ve 2013/382 numaralı bireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

20.  Başvurucu, başvuruya konu taşınmazın daha önce kendisi tarafından açılan tescil davasına konu olduğunu ve birçok mahkeme kararıyla adına tesciline karar verildiğini ancak, Yargıtayın karar düzeltme talebinin kabulüne ilişkin kararına istinaden ilk derece Mahkemesince tescil talebinin reddedildiğini, daha sonra yürütülen kadastro tespit çalışmalarında taşınmazın uzun süreli zilyetliğe istinaden adına tespit gördüğünü ve yapılan tespitin kesinleşerek tapu kaydı oluştuğunu ancak, Hazine tarafından açılan tapu iptali ve tescil davası neticesinde taşınmazının tapusunun iptal edildiğini ve kararın bu hâliyle kesinleştiğini belirterek, Anayasa'nın 35. maddesinde tanımlanan mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

B. Değerlendirme

21.  Anayasa'nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:

'Herkes, Anayasada güvence altına alınmış temel hak ve özgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi kapsamındaki herhangi birinin kamu gücü tarafından, ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine başvurabilir.''

22.  30/3/2011 tarih ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 'Bireysel başvuru hakkı' kenar başlıklı 45. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

'(1)Herkes, Anayasada güvence altına alınmış temel hak ve özgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve buna ek Türkiye'nin taraf olduğu protokoller kapsamındaki herhangi birinin kamu gücü tarafından, ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine başvurabilir.'

23.  Belirtilen hükümler uyarınca, bir anayasal hak ihlali iddiasının Anayasa Mahkemesinin konu bakımından yetkisi dâhilinde olabilmesi için, başvurucu tarafından dayanılan hakkın Anayasada güvence altına alınmış temel hak ve özgürlüklerden olması ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve buna ek Türkiye'nin taraf olduğu protokoller kapsamında yer alması, ayrıca başvurucunun ihlal iddiasına temel alınan hakkın kapsamına giren korunmaya değer bir menfaatinin bulunması gerekir.

24.  Anayasa'nın 35. maddesi şöyledir:

'Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir.

Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir.

Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı olamaz.'

25.  Anayasa'nın 35. maddesinde yer verilen mülkiyet kavramı, kapsam itibariyle 4721 sayılı Kanun'da yer alan mülkiyet kavramı ile sınırlı olmamakla birlikte, taşınmaz mülkiyetinin Anayasa'nın 35. maddesindeki güvence kapsamına girdiğinde kuşku yoktur.

26.  Anayasa'nın 35. maddesi kapsamındaki hakkının ihlal edildiğini ileri süren başvurucu, böyle bir hakkın varlığını kanıtlamak zorundadır. Bu nedenle, öncelikle başvurucunun, Anayasa'nın 35. maddesi uyarınca korunmayı gerektiren mülkiyete ilişkin bir menfaate sahip olup olmadığı noktasındaki hukuki durumunun değerlendirilmesi gerekir.

27.  Başvuru konusu olayda, başvurucunun ihlal iddiasına konu olan taşınmazın, kadastro tespitinden önce kesinleşen derece mahkemesi kararları ile kadim yayla niteliğinde olduğunun belirlendiği açıktır. 4721 sayılı Kanun'un 715. maddesinin birinci fıkrası, 3402 sayılı Kanun'un 16. maddesi ve 4342 sayılı Kanun'un 4. maddesinin birinci ve üçüncü fıkraları ile yerleşik yargısal kararlarda, devletin hüküm ve tasarrufu altında olup özel mülkiyete konu olamayacağı belirtilen bu taşınmaza ilişkin olarak, tespitten önceki hukuki süreçlerde başvurucunun malik olarak muamele görmüş olduğunu gösteren bir olgu da bulunmamakta, bilakis başvurucunun taşınmazın kazandırıcı zamanaşımına istinaden adına tescili talebiyle açtığı davanın, Ödemiş 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 6/6/2002 tarih ve E.2002/106, K.2002/260 sayılı kararı ile taşınmazın kadim yayla olduğu tespit edilerek reddedildiği ve kararın kesinleştiği anlaşılmaktadır.

28.  Başvurucu tarafından taşınmazın tescili talebiyle açılan eda davasının reddine ilişkin hüküm bir tespit hükmü olup, başvurucunun iddia ettiği hakkın mevcut olmadığını göstermektedir. Her ne kadar başvurucu adına kadastro tespit tutanağına istinaden tapu kaydı tutulmuş ise de, Yargıtayın yerleşik içtihatlarında taşınmazın hukuki dayanaktan yoksun ve geçersiz bir işlemle tapu kaydına bağlanması ile oluşan bu tescil yok hükmünde kabul edilmektedir.

29.  Derece mahkemelerince de, taşınmazın kadastro tespitinden önce kesinleşmiş olan mahkeme kararlarına konu edilen taşınmazla miktar ve hudut itibariyle aynen örtüştüğünün keşfen belirlenerek davanın kabulüne karar verildiği görülmektedir.

30.  Belirtilen hususlar çerçevesinde başvurucu adına yapılan tescilin, başvurucunun taşınmazın mülkiyetini kazanmasını sağlamadığı ve başvurucu lehine Anayasa'nın 35. maddesi kapsamına giren korunmaya değer bir menfaat doğurmadığı anlaşılmaktadır.

31.  Açıklanan nedenlerle, başvurucunun Anayasa'nın 35. maddesi kapsamına giren korunmaya değer bir menfaati bulunmadığı anlaşıldığından, başvurunun diğer kabul edilebilirlik şartları yönünden incelenmeksizin 'konu bakımından yetkisizlik' nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

V. HÜKÜM

Başvurunun, 'konu bakımından yetkisizlik' nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA, yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde bırakılmasına, 16/4/2013tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar verildi.

Tabloyu göster
Tabloyu göster

©2019 On İki Levha Yayıncılık A.Ş.