Dosya olarak kaydet: PDF - TIFF - WORD
Görüntüleme Ayarları:

Valilerin atanmaları veya merkeze alınmalarına ilişkin işlemlerin yargısal denetim yapılırken, idarenin sahip olduğu geniş takdir yetkisi dikkate alınarak, yetki ve şekil yönlerinden sakatlıklarda olduğu gibi açık hukuka aykırılıkların bulunup bulunmadığının ya da idarenin açık bir değerlendirme hatasına düşüp düşmediğinin incelenmesi ile yetinilmesi gerektiği hakkında.

İstemin Özeti    : Danıştay Beşinci Dairesinin 20/10/2006 günlü, E:2003/1331, K:2006/4780 sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması, taraflarca karşılıklı olarak istenilmektedir.

Davacının Savunmasının Davacı ise, dava dilekçesinde talebi olmasına karşın parasal haklarının tazmini yönünden hüküm kurulmamış olması nedeniyle anılan kararı temyiz etmekte ve kararın bu yönden bozulmasını istemektedir.

657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'nun 59. maddesinde valilik istisnai memurluklar arasında sayılmış; aynı Kanun'un 60. maddesinde de, istisnai Devlet memurluklarına aynı Kanun'un 48. maddesinde yazılı genel şartları taşıyan kimselerden atanma yapılabileceği kuralına yer verilerek Valiliğe atanacaklarda söz konusu genel şartlar dışında başka bir şart aranmayacağı vurgulanmıştır.

5442 sayılı İl İdaresi Kanunu'nun 6. maddesinde ise, Valilerin, İçişleri Bakanlığının inhası, Bakanlar Kurulunun kararı ve Cumhurbaşkanının tasdiki ile tayin olunacağı;  lüzumunda tayinlerindeki usule göre kadro aylığı ile merkez emrine alınarak İçişleri Bakanının tensip edeceği işlerde görevlendirilebilecekleri hükümlerine yer verilmiş; aynı Kanun'un 9. maddesinde de, valinin, İl'de Devletin ve Hükümetin temsilcisi ve ayrı ayrı her Bakanın mümessili ve bunların idari ve siyasi yürütme vasıtası olduğu; bu sıfatla valilerin, İl'in genel idaresinden her Bakana karşı ayrı ayrı sorumlu oldukları; valinin, kanun, tüzük, yönetmelik ve Hükümet kararlarının neşir ve ilanını ve uygulanmasını sağlamak ve Bakanlıkların talimat ve emirlerini yürütmekle ödevli oldukları kurala bağlanmıştır.

Yukarıda aktarılan yasal düzenlemeler bir arada değerlendirildiğinde; valiliğin, 657 sayılı Yasa’da ilkeleri belirlenen genel memuriyet statüsünden, atanma koşulları ve yöntemi, yetki, görev ve sorumluluklar, görevden alma sebepleri ve yöntemi yönlerinden farklı bir statü olarak düzenlendiği anlaşılmaktadır. Söz konusu farklılığın temelinde, diğer görevleri yanında, valilerin hükümetin temsilcisi ve siyasi yürütme organı olması yatmaktadır. Bu farklılıkların bir yansıması da, valilerin atanmasında idareye verilen geniş takdir yetkisinin, görevden alınmalarında da aynen geçerli olmasıdır. Aksinin kabulü, valilerin, genel memuriyet statüsü içinde değerlendirilmeleri sonucunu doğuracak, bu da hükümeti temsil görevleri ve siyasi yürütme organı olma vasıfları ile bağdaşmayacaktır.

Diğer yandan, her idari işlem için geçerli olduğu gibi, İl'de görev yapan valilerin merkez valiliğine atanmalarına ilişkin işlemlerin de yargı denetimine tabi olduğu açıktır. Ancak yapılacak yargısal denetimin, valilik statüsü için yukarıda yapılan açıklamalar ile bağdaşır nitelikte olması zorunludur. Bu çerçevede, valilerin atanmaları veya merkeze alınmalarına ilişkin işlemlerin yargısal denetimi yapılırken,  idarenin sahip olduğu geniş takdir yetkisi dikkate alınarak, yetki ve şekil yönlerinden sakatlıklarda olduğu gibi açık hukuka aykırılıkların bulunup bulunmadığının ya da idarenin açık bir değerlendirme hatasına düşüp düşmediğinin incelenmesi ile yetinilmesi gerekmektedir.

Uyuşmazlık konusu olayda da, açık bir hukuka aykırılık veya değerlendirme hatasının bulunmadığı anlaşıldığından, idareye yasalarla tanınan takdir yetkisi kullanılarak tesis edilen dava konusu işlemde hukuka aykırılık görülmemiştir.

Davacının temyiz istemine gelince;

Davacı dava dilekçesinde talepte bulunmasına ve Dairece iptal kararı verilmesine karşın, kararda parasal hakların tazmini istemi yönünden hüküm kurulmamış olması nedeniyle kararı temyiz etmekte ve bu yönden kararın bozulmasını istemektedir.

Ancak davacının Kilis Valiliğinden alınarak Merkez Valiliğine atanmasına ilişkin işlemin iptali yolundaki Daire kararının yukarıda yer verilen gerekçesiyle bozulması ve davacının parasal hak talebi ile ilgili temyiz başvurusunun hukuksal dayanağını söz konusu iptal kararının oluşturması karşında; davacının parasal haklarının tazminine ilişkin hüküm kurulmamış olması nedeniyle yaptığı temyiz isteminin incelenebilmesine olanak kalmamıştır.

Açılanan nedenlerle, davalı idarelerin ve yanlarında davaya katılanın temyiz istemlerinin kabulüne, Danıştay Beşinci Dairesinin 20/10/2006 günlü, E:2003/1331, K:2006/4780 sayılı kararının bozulmasına, davacının temyiz isteminin ise incelenmeksizin reddine, kararın tebliğ tarihini izleyen 15 (onbeş) gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 26.09.2012 gününde esasta ve gerekçede oyçokluğu ile karar verildi.

KARŞI OY

X- 5442 sayılı Yasa'nın 6. maddesinin 2. fıkrasında; "Valiler, lüzumunda tayinlerindeki usule göre kadro aylığı ile merkez emrine alınarak İçişleri Bakanının tensip edeceği işlerde görevlendirilebilirler." hükmü yer almıştır. Maddede yer alan lüzumun göreve ilişkin olacağı açıktır. Nitekim aynı maddenin gerekçesinde de; "Valilerin Devletin ve bütün Bakanlıkların temsilcisi sıfat ve mevkiinde bulunmaları, dolayısıyla de tayinleri hakkındaki hükmün İl İdaresi Kanunu'nda yer alması gerektiği düşüncesiyle bunu sağlamak için bir madde kaleme alınmıştır.

Valilik makamını işgal edecek kimselerin icrai ve siyasi bir çok görev ve yetkileri haiz bulunması itibariyle, lüzumunda bunların valilikten alınabilmeleri zarureti aşikardır. Ancak Valilikte muvaffak olamayanların diğer vazifelerde çalıştırılmaları ve muvaffak olmaları mümkün olduğuna göre, 1851 sayılı Kanun mucibince hizmet müddeti ve yaş unsuru nazara alınmaksızın tekaüde sevk gibi doğru görülmeyen bir muamele yerine (Merkez emrine) alma usulünün ve (Başka bir vazifede kullanma) kararının ikamesi, hem valilerin memurluk haklarını siyanet etmek ve hem de hükümetlerin idari ve siyasi zaruretler duyabilecekleri ihtiyacı karşılamak bakımlarından muvafık görülmüştür." denilerek valilerin, icrai ve siyasi görev ve yetkilerin kullanılmasında başarısız olmaları ve başka bir görevde başarılı olacaklarının ortaya çıkması halinde bu maddenin uygulanabileceği açıklanmakta ve böylece maddenin, bir çeşit cezalandırma amacıyla kullanılamayacağı, bir yandan valilerin memurluk haklarını koruma, diğer yandan da hükümetlerin idari ve siyasi ihtiyaçlarını karşılama amacının güdüldüğü anlaşılmakta olup; burada ki siyasi ihtiyaçtan maksadın da hizmetin gerektirdiği ihtiyaç olduğunda hiç kuşku olmamak gerekir. Başka bir deyişle, İl'de Devletin ve Hükümetin ve ayrı ayrı her bakanın temsilcisi ve bunların idari ve siyasi yürütme vasıtası olan valinin, valilikte başarılı olamaması nedeniyle kamu hizmeti etkin ve verimli bir şekilde yürütülemez hale geldiği takdirde o valinin, valilikten alınması gerek idari ve gerekse siyasi bakımdan bir zorunluluk haline gelebilir. Böyle bir zorunluluğun ortaya çıkması halinde valinin merkez emrine alınması gereğinin varlığından söz edilebilir ve yukarıda madde hükmüne göre de merkez emrine alınabilir.

Gerçekten, idarenin,  kanunlar çerçevesinde hizmet üretirken, yürütmeye ilişkin işlemleri oluştururken, özellikle idarenin üst kademelerinde bulunan personelin hizmetlerinden yararlanması tabii ve zorunludur. Ancak, önemli kadroları işgal eden personelin, özellikle hükümet programı doğrultusunda icraata katılırken, hizmet üretirken siyasi kadro ile aynı görüşü benimsemesi ve aynı felsefeyi paylaşması koşulunun aranması halinde, hükümet icraatının süratli, verimli ve netice alıcı karakterde ortaya çıkacağı iddia olunamayacağı gibi kamu hizmetinin kamu yararına olarak en etkin ve verimli bir şekilde yürütülmesini sağlayamayacak, esasen böyle bir uygulama idarenin üst kademelerinde bulunan personel arasında siyasi parti yanlısı olan ya da olmayan memurlar ayırımı yapılmasına neden olacaktır.

657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun ilgili hükümlerine göre; devlet memurlarının kamu hizmetlerini yerine getirirken sadece hizmetin gereğine uygun hareket etmeleri gerektiği, vatandaşlar arasında siyasi kanaatlerinden dolayı herhangi bir ayırım yapamayacakları hükme bağlanmış olduğuna göre memurların ve bu arada özellikle idarenin üst kademelerinde ve sorumluluk mevkilerindeki kadroları işgal edenlerin nakil ve tayinlerinde de sadece kamu hizmetlerinin gereklerinin göz önünde tutulması, siyasi kadro ile aynı görüşü benimseme ve aynı felsefeyi paylaşma gibi bir ölçüte göre hareket edilmemesi gerekmektedir.

Bu itibarla, 5442 sayılı Yasa’nın yukarıda belirtilen hükmü, valilik kadrolarında olanların kamu hizmetinin gerekleri dışında, hiç bir neden olmadan, keyfi bir şekilde nakledilmesine olanak sağlayan bir hüküm niteliğinde bulunmamaktadır.

Açıklanan nedenle, temyize konu Daire kararının yukarıdaki gerekçenin de eklenmesi suretiyle onanması gerektiği oyuyla, karara katılmıyoruz. GEREKÇEDE

KARŞI OY

XX- 5442 sayılı İl İdaresi Kanunu'nun 6. maddesine göre İçişleri Bakanlığı'nın inhası, Bakanlar Kurulu'nun kararı ve Cumhurbaşkanı'nın tasdiki ile tayin olunan Valiler, aynı Kanunun 9. maddesiyle "İlde Devletin ve Hükümetin temsilcisi ve ayrı ayrı her Bakanın mümessili ve bunların idari ve siyasi yürütme vasıtası" olarak kabul edilmiştir.

Anılan yasal düzenlemeyle belirlenen işlevleri dikkate alındığında; genel seçimlerden sonra Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde güvenoyu alan Bakanlar Kurulu'nun, açıkladığı programı uygulayacak İl valilerini, gerekli görmesi halinde değiştirebileceği, yeni valiler atayabileceği açıktır.

Dosyadaki bilgi ve belgelerin incelenmesinden; dava konusu Bakanlar Kurulu Kararının, yeni kurulan hükümet tarafından, açıklanan hükümet programının uygulanmasını sağlamak üzere alındığı ve idarenin bu konudaki takdir yetkisinin hizmet gerekleri ve kamu yararı gözardı edilerek kullanıldığının da kanıtlanamadığı anlaşılmaktadır.

Bu nedenle, Danıştay Beşinci Dairesinin temyize konu edilen kararının, belirtmiş olduğum gerekçeyle bozulması gerektiği oyuyla, karara gerekçe yönünden katılmıyorum.