24. Baka v. Macaristan [BD]
23 Haziran 2016, Başvuru No: 20261/12
Araş. Gör. Kemal Başol*
AİHM (Büyük Daire): Luis López Guerra (Başkan), Mirjana Lazarova Trajkovska, Ledi Bianku, Ganna Yudkivska, Vincent A. De Gaetano, Angelika Nußberger, Julia Laffranque, Paulo Pinto de Albuquerque, Linos-Alexandre Sicilianos, Erik Møse, Helen Keller, Paul Lemmens, Helena Jäderblom (ad hoc yargıç), Aleš Pejchal, Krzysztof Wojtyczek, Faris Vehabović, Dmitry Dedov.
[AİHS m. 6, 10, 41, 46]
Karar: AİHS m. 6 (mahkemeye erişim hakkı, adil yargılanma hakkı), AİHS m. 10 (ifade özgürlüğü), anayasanın geçici hükümlerinin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne (“Sözleşme”/ “AİHS”) aykırılığı, yargı bağımsızlığı ve hukukun üstünlüğü çerçevesinde hâkimlik teminatı, hâkimlerin azledilemezliği, hâkimlerin ifade özgürlüğü.
Yargıçlar Pinto de Albuquerque ve Dedov’un ortak mutabık görüşü: ius constitutionale commune, Avrupa Anayasası, anayasaya aykırı anayasa normları, Sözleşme’nin doğrudan ve anayasaüstü etkisi, anayasallık bloku, sözleşmesellik bloku, anayasal süreklilik, ad hominem yasama, hukuk kurallarının genelliği.
İlgili Türk Hukuku: temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalar, anayasanın üstünlüğü, hâkimlik ve savcılık teminatı, hâkimlik ve savcılık mesleği, düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti, hak arama hürriyeti, Anayasa Mahkemesi üyeliği görev süresi ve üyeliğin sona ermesi.
1. Olaylar, Ulusal Yargılama Süreci ve Karar
1.1 Olaylar ve Ulusal Yargılama Süreci
András BAKA (başvurucu), 1991 ila 2008 yıllarında Macaristan adına Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi yargıçlığı görevinde bulunmuştur. Başvurucu, Macaristan’a döndükten sonra, Macaristan Parlamentosu tarafından altı yıllık bir dönem için (2009-2015) Macaristan Yüksek Mahkemesi (Yüksek Mahkeme) başkanlığına seçilmiştir. Bu görevinin doğal ve hukuki Sayfa 1266 bir sonucu olarak, yargıyı etkileyen parlamento tasarıları hakkında görüş bildirme yasal göreviyle “Ulusal Adalet Konseyi Başkanı” sıfatını da haiz olmuştur (para. 12-13).
Macaristan’da 2010 yılından itibaren Parlamentodaki iki partinin işbirliğiyle, anayasal ve yasal düzeyde yargıyı etkileyen geniş kapsamlı reformlar gündeme gelmiş ve Parlamentoda bu yönde bir çalışma programı başlatılmıştır. Başvurucu, yukarıda değinilen resmî sıfatlarına dayanarak, söz konusu reformlar hakkında çeşitli açılardan görüşlerini bildirmiştir. Özellikle İlga Tasarısı, Ceza Muhakemesi Kanunu değişiklikleri, Mahkemelerin Teşkilat ve İdaresi hakkındaki tasarılar (para. 15-21) ve Macar hâkimlerin zorunlu emeklilik yaşının 70’ten 62’ye düşürülmek istenmesi nedeniyle yargı düzenini etkileyecek şekilde hâkimlerin onda birinin görevden ayrılmasına yol açılacak olması (para. 19) başvurucu tarafından eleştirilmiştir.
Söz konusu eleştiriler kapsamında başvurucu, örneğin 12 Şubat 2011 tarihinde sözcüsü aracılığıyla bir gazeteye verdiği demeçte, 2006 yılında gerçekleşen ayaklanmalarla (dönemin Macaristan Başbakanı aleyhine başlayıp güvenlik güçleri ve halkın karşı karşıya geldiği protestolar) ilgili olarak verilen belirli yargı kararlarının, hazırlanan İlga Tasarısı’yla ortadan kaldırılmak istendiğini ve bunun hâkimlerin delilleri serbestçe değerlendirme hakkına aykırı olduğunu söylemiştir. Başvurucu ayrıca bunun ciddi bir anayasal problem olduğunu, yargı erkinin tasarıyı sadece mesleki bir açıdan incelediğini ve siyasi bir tartışmadan kendini uzak tuttuğunu belirtmiştir (para. 16). Başvurucu 24 Mart 2011 tarihinde Parlamentoda yaptığı bir konuşmada da özellikle, -Yüksek Mahkemenin tarihi Kúria ismine atıfla- Kuria ismi verilecek yeni Yüksek Mahkemenin artan yetkilerini ve getirilmesi planlanan yeni yargısal işlevleri eleştirmiştir. 7 Nisan 2011 tarihinde başvurucu ve beraberindeki bazı mahkeme başkanları, hâkimlerin genel emeklilik yaşının düşürülmek istenmesiyle ilgili Cumhurbaşkanı, Başbakan ve Parlamento sözcüsüne hitaben bir mektup yayınlamışlardır (para. 19). Başvurucunun bu ve benzeri eleştirileri, çeşitli yollar ve tarihlerde devam etmiştir (para. 20-22). Bu eleştiriler karşında siyasiler genel olarak başvurucuyu yasama sürecine müdahale etmekle eleştirmiş (para. 17), başvurucu ise yine Parlamentoda yaptığı bir konuşmada, Macaristan’da modern Avrupa’nın aksine sınırlandırılmamış, şeffaf olmayan ve kontrolsüz bir gücün artırıldığına değinerek, reformların anayasaya aykırı olduğunu belirtmiştir (para. 23).
Yeni Kuria’nın başkanının değişmeyeceği, hatta sadece mahkeme isminin değiştirilmesiyle yetinildiği yönündeki açıklamalar 2011 yılının sonlarına kadar yapılsa da (para. 24-26), 2011 yılı Kasım ve Aralık aylarında Parlamentoda yapılan düzenlemelerle, Yüksek Mahkeme Başkanının görevi- Sayfa 1267 nin sonlanacağı ve yeni başkanın seçilme kriterleri kararlaştırılmıştır (para. 27-31). Buna göre Kuria’ya başkan olacak kişi için, yurt içinde en az beş yıl süreyle hâkimlik yapmış olması koşulu getirilmiştir. 30 Aralık 2011’de -ismi Temel Yasa olan- söz konusu yeni anayasanın Geçici Hükümler’i kabul edilmiş ve 31 Aralık 2011 tarihinde Resmî Gazete’de yayınlanmıştır (para. 32).
Sonuç olarak, Macaristan’da 1949 Anayasası yerine kabul edilmiş olan 2011 tarihli Temel Yasa ve diğer kanuni düzenlemeler, başvurucunun Yüksek Mahkeme Başkanlığı görevinin 1 Ocak 2012 tarihi itibariyle sona ermesine neden olmuştur. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde görev yapmış olan başvurucu, yurt içinde beş yıl görev yapmış olma koşulunu sağlamadığından, başkanlık görevi normal süreden üç buçuk yıl önce bitmiştir. Bununla birlikte başvurucu, Kuria’nın hukuk dairelerinden birinin başkanı olarak hâkimlik görevine devam etmiştir (para. 33-34).
1.2 Başvuru Tarihi ve AİHM’deki Süreç
Başvurucu, 14 Mart 2012 tarihinde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM/ Mahkeme) bireysel başvuruda bulunmuştur. Mahkeme’nin İkinci Daire’si, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (“Sözleşme”/ “AİHS”) 6. maddesinin 1. fıkrasının ve 10. maddesinin ihlâl edildiğine, 27 Mayıs 2014 tarihinde oybirliğiyle karar vermiştir. Sonrasında Macaristan Hükümetinin itirazları üzerine başvuru, 15 Aralık 2014 tarihinde Büyük Daire’ye gönderilmiştir.
1.3 Tarafların İddiaları
Başvurucu, Temel Yasa’nın Geçici Hükümleri ve diğer ilgili mevzuat uyarınca Yüksek Mahkeme Başkanlığı görevinin süresinden önce sonlandırıldığını, bu duruma itiraz edememesinin ise Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fıkrası gereği sahip olduğu mahkemeye erişim hakkını ihlâl ettiğini iddia etmiştir. Başvurucu, Yüksek Mahkeme Başkanlığı görevinden alınmasının asıl nedeninin Hükümetin gerçekleştirdiği yargı reformunun aleyhinde açıklamalar yapması olduğunu ve bu kapsamda Sözleşme’nin 10. maddesi uyarınca ifade özgürlüğünün ihlâl edildiğini savunmuştur. Bunlarla bağlantılı olarak başvurucu, Sözleşme’nin 13. maddesindeki etkili başvuru hakkı, 14. maddesindeki ayrımcılık yasağı ve Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesindeki mülkiyetin korunması güvencelerinin de ihlâl edildiğini iddia etmiştir.
Hükümet ise ilk olarak, Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fıkrasına dayanan ihlâl iddiasının, bu maddenin yalnızca usuli güvencelere ilişkin olması nedeniyle kabul edilemez olduğu ön itirazında bulunmuştur. Bununla birlikte bu maddeye ilişkin ihlâl iddiasının, Eskelinen ölçütünün gerektir- Sayfa 1268 diği koşulların sağlanmış olması nedeniyle her durumda kabul edilemez olduğunu savunmuştur. Hükümete göre bu koşulların sağlanma gerekçesi genel olarak, yasama organı tarafından gerçekleştiren ilgili düzenlemelerin doğası gereği yargısal bir denetime başvurmaya hukuken imkân vermemesi ve müdahalenin kamu yararı gereği olmasıdır.
1.4 Mahkeme’nin Değerlendirmesi ve Kararı
Büyük Daire, 6. maddenin 1. fıkrasının kabul edilebilirliğini değerlendirmek için Eskelinen ölçütünü (Bkz. Vilho Eskelinen ve Diğerleri v. Finlandiya [BD], No. 63235/00, 19 Nisan 2007) uygulamış, ölçütün ilk koşulunun gerçekleşmediğinden bahisle 6. maddenin 1. fıkrasına dayanan ihlâl iddiasının kabul edilebilir olduğuna karar vermiştir. Buna göre Macaristan iç hukukunun başvurucunun mahkemeye erişimini açıkça yasaklamadığı tespit edilmiştir. Diğer yandan Mahkeme, başvurucuya yönelik müdahalede olduğu gibi belirli bir kişiye yönelik yapılan yasaların hukukun üstünlüğü prensibine aykırı olduğunu vurgulamıştır. Mahkeme, hâkimlerin görevine son verilmesiyle ilgili davaların, Avrupa Konseyi araçları, uluslararası mahkeme içtihatları ve diğer uluslararası organların uygulamaları nezdinde büyüyen önemini de dikkate almıştır (para. 121).
İfade özgürlüğü bakımından Mahkeme, söz konusu anayasal ve yasal düzenlemelerin bireysel, geriye dönük ve keyfi yapısının hukuk devleti ilkesiyle uyumlu olmadığının altını çizmekle birlikte, bu düzenlemelerin 10. maddenin 2. fıkrası uyarınca kanunla öngörülme şartını karşıladığına hükmetmiştir. Sonuç olarak ise yapılan sınırlamanın 2. fıkra anlamında “yargı erkinin yetki ve tarafsızlığının güvence altına alınması” meşru amacıyla haklı kılınamayacağı gerekçesine dayanarak 10. maddenin ihlâl edildiğine karar veren Mahkeme, huzurdaki davanın önemi nedeniyle –zorunlu olmamakla birlikte- demokratik toplumda gereklilik ölçütü bakımından da bir değerlendirme yapma gereği duymuştur. Bu değerlendirmeye göre başvurucunun eleştirileri ile başvurucunun görevinin sona erdirilmesine ilişkin Parlamentodaki girişimler arasında bir bağ olduğu kabul edilmiştir. Bu bağ özellikle söz konusu girişimlerin kısa zaman aralıkları içerisinde ve arka arkaya gerçekleşmiş olması nedeniyle sabittir. Söz konusu girişimlerden oluşan bu sürecin nihayetinde ise başvurucu, Kuria’nın başkanlığı için seçilme yeterliliğini yitirmiştir.
10. madde bakımından ayrıca, başvurucunun görüşleri ve eleştirilerinin mesleki bir bakış açısı taşıdığı tespit edilerek, bunların tartışılmasında kamu yararı olduğu vurgulanmıştır. Mahkeme’nin bir başka vurgusu da başvurucunun görevden alınmasının, yargı bağımsızlığının en önemli un- Sayfa 1269 surlarından olan hâkimlerin azledilemezliği ile çelişmesi olmuştur. Hatta bu görevden alınmanın, yargı sistemini ve yargı bağımsızlığını etkileyen kamusal bir tartışmaya katılma konusunda, diğer hâkimler üzerinde caydırıcı etki oluşturacağı tespit edilmiştir.
Bu sebeplerle Mahkeme:
a. 23 Haziran 2016 tarihinde on beşe karşı iki oyla Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fıkrası ile Sözleşme’nin 10. maddesinin ihlâl edildiğine,
b. Bu ihlâllerden ötürü Hükümetin, başvurucuya, maddi ve manevi tazminat olarak 70.000 avro, masraf ve giderler için de 30.000 avro ödemesine,
c. Sözleşme’nin 13. ve 14. maddelerine ilişkin itirazların incelenmesine gerek olmadığına (Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesi bakımından yapılan itiraz, Daire incelemesi aşamasında kabul edilemez bulunmuştur.)
2. Yargıç Pinto de Albuquerque ve Dedov’un Ortak Mutabık Görüşü
1. Bu başvuruya ilişkin olarak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Büyük Dairesi’nin (Mahkeme) kararını ve gerekçelerinin çoğunluğunu tüm kalbimizle paylaşıyoruz. Bununla birlikte yazılı kararda, söylenmemiş pek çok şeyin kaldığını düşünüyoruz. Bu başvurunun bazı önemli özellikleri ya hiç ele alınmamış ya da bunlara yalnızca dolaylı olarak değinilmiştir. Hukukun üstünlüğü, yargı bağımsızlığı ve Mahkeme’nin Avrupa’da bu değerleri korumasındaki rolünün belirlenmesi bakımından bu başvurunun kritik önemi göz önüne alındığında, söylenmemiş olanların, urbi et orbi [şehre ve dünyaya], söylenmesini zorunlu görüyoruz.
İlk olarak, 31 Aralık 2011 tarihli Temel Yasa’nın [Macaristan’ın yeni Anayasası] Geçici Hükümleri’nin 11(2) No.lu maddesinin niteliği açıkça tanımlanmamıştır. İkinci olarak, Mahkeme, görev alanının dayanaklarını ve genişliğini açıklamaksızın, anayasa hükümlerinin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne (Sözleşme) uygunluğunu incelemek bakımından bir yargılama yetkisi olduğunu varsaymış görünmektedir. Tartışma konusu hükümlerin kabul edilmesinin hem esas hem de usul bakımından incelenmesi, yargı bağımsızlığı ve hukukun üstünlüğüyle ilişkili konular da dahil olmak üzere söz konusu anayasa reformlarının Sözleşme’ye uygunluğunu saptayabilmek adına Mahkeme’nin “doğal” ve “hukuki” bir Kompetenz-kompetenz’e sahip olduğu varsayımına dayanmaktadır. Üçüncü olarak, başvurucunun Yüksek Mahkeme Başkanlığı görevinin süresinden önce sona erdirilmesi onun Personel Mahkemesi’ne [Service Tribunal] itiraz edebilmesini önlemek kastıyla anayasanın geçici bir hükmünde düzenlenmiş olmasına rağmen Mahkeme, bu anayasa reformunu inceleme nedenlerini başvurucunun mahkemeye erişebilmesini iç hukuk uyarınca bir hak olarak kabul ederek gerekçelendirmiştir. Mahkeme, bu erişim hakkını, iç hukukta -genellikle- yumuşak hukuk [soft law] olan yargı bağımsızlığı konusundaki uluslararası standartları okuyarak çıkarmıştır. Daha açık sözlü bir şekilde ifade edilirse Mahkeme, Macar hukukundaki doğrudan etkiyi yalnızca Sözleşme’nin 6. maddesindeki yargı bağımsızlığı güvencesine ve mahkemeye erişim hakkına bağlamamakta, daha da ileri gidererek tartışmalı ulusal anayasa hükümlerini etkisiz kılabilmek için, Sözleşme’nin anayasaüstü etkisini teyit etmektedir. Mahkeme bunu yaparken, kendisini Avrupa Anayasa Mahkemesi olarak kabul ederek ulusal anayasa hükümlerinin ilgili iç hukuk düzeninde herhangi bir hukuki etkiye sahip olmayacağını tespit etme yetkisini kendinde görmektedir. Sayfa 1271
Anayasaya aykırı anayasa normları
2. Başvurucu, Vilho Eskelinen ölçütünün gereklerinden biri olduğu üzere, bir mahkemeye veya yargı işlevi gören başka bir organa erişim hakkı bulunmadığından yakınmaktadır. Başvurucu, yasama meclisindeki anayasa değiştirme çoğunluğunun, kendisinin Anayasa Mahkemesi’ne erişimini engellemek kastıyla normlar hiyerarşisinin en üstündeki yasama işlemini uygulamayı tercih ettiğini savunmuştur(1). Bununla birlikte mahkemeye erişim hakkının iç hukukta reddedilmediğinden bahisle Vilho Eskelinen ölçütünün koşulunun yerine getirilmediğini iddia etmiştir. Başvurucunun gerekçelerindeki mantıksal çelişki, esasında mahkemeye erişimi reddeden Temel Yasa’nın da iç hukukun bir parçası olması sonucu, mahkemeye erişimin iç hukuk tarafından reddedilmiş olduğunu öne süren Hükümet tarafından belirtilmiştir. Bununla birlikte Yüksek Mahkeme Başkanının, diğer yargıçlara ve alt mahkemelerin idari başkanlarına kıyasla sahip olduğu özel anayasal statü nedeniyle, -diğer yargıçların ya da mahkeme yöneticilerinin hiçbirinin Parlamento tarafından seçilmediği, başvurucu ile aynı imtiyazlara sahip olmadığı ve ayrıca Yüksek Mahkeme Başkanı dışında hiçbir mahkeme yöneticisinin Ulusal Adalet Konseyi denetiminin dışında tutulmadığı göz önüne alındığında- başvurucunun Yüksek Mahkeme Başkanı olarak görev yapması, yine Hükümetin görüşüne göre “hükümetle ilgili” niteliktedir ve bu görüşe göre başvurucunun görev süresinin sona ermesi “siyasi değerlendirmeler” temelinde haklı görülebilir. Bu nedenle, Vilho Eskelinen ölçütünün ilk koşulunun, eğer bu ölçüt uygulanabilirse, sağlandığı kabul edilmelidir.
3. 1989-90 yıllarında revize edilen 1949 tarihli Macaristan Cumhuriyeti Anayasası (Anayasa) ile ilgili XX No.lu Kanun, 31 Aralık 2011 tarihine kadar yürürlükte kalmıştır. 25 Nisan 2011 tarihinde, yeni “Macaristan Temel Yasası” (Temel Yasa) kabul edilmiş ve 1 Ocak 2012 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Temel Yasa’nın Q maddesi şu şekildedir:
Madde Q
(1) Macaristan, barışı ve güvenliği sağlamak ve sürdürmek ve insanlığın sürdürülebilir kalkınmasını sağlamak amacıyla dünyadaki bütün halklar ve ülkelerle işbirliği yapmak için çaba sarf eder.
(2) Macaristan, uluslararası hukuka göre yükümlülüklerini yerine getirmek amacıyla Macar hukukunun uluslararası hukuka uygun olmasını sağlar. Sayfa 1272
(3) Macaristan, genel kabul görmüş uluslararası hukuk kurallarını kabul eder. Diğer uluslararası hukuk kaynakları, yasal düzenlemelerde yayımlanarak Macar hukuk sisteminin bir parçası olur.
4. Huzurdaki başvuruda Mahkeme, tek başına veya Mahkemelerin Teşkilat ve İdaresine İlişkin 2011 tarihli ve CLXI No.lu Kanun’un 185. maddesi ile birlikte değerlendirilebilecek bir geçici anayasa hükmü olan Temel Yasa’nın Geçici Hükümleri’nin 11 (2) No.lu maddesiyle karşı karşıyadır; bu hüküm, belli bir kişiyi, diğer bir deyişle başvurucuyu, bir mahkemeye erişim imkânı olmaksızın Yüksek Mahkeme Başkanlığı görevinden yoksun bırakan bir etki doğurmuştur.
5. Bu anayasal ve anayasa altı [anayasal düzeyin altındaki] çerçeveye rağmen Mahkeme, kararın 107. paragrafında, 1949 Anayasası’nın 48 (3) ve 50 (3) sayılı maddelerine ve 1997 tarihli Mahkemelerin Teşkilat ve İdaresine İlişkin LXVI No.lu Kanun’a dayanarak iç hukukun “bir memura görev süresi doluncaya veya görevi sona erinceye kadar hizmet etmek için bir hak” sağladığını değerlendirmiştir. Bu, başvurucunun seçildiği tarihte ve görevi süresince 31 Aralık 2011 tarihine kadar yürürlükte olan yasal çerçevedir. Mahkeme, mutatis mutandis, Zander v. İsveç(2) kararını hatırlatarak memurun rızası olmadan görevinin erken sona ermesi durumunda, “bu kararın yargısal incelemesi için başvuruda bulunma ehliyeti” olduğunu eklemiştir. Bu doğrultuda 109. paragrafta Mahkeme’nin ulaştığı sonuca göre başvurucunun, seçim ve görev süresi boyunca Yüksek Mahkeme Başkanlığı görevinden keyfi bir şekilde alınmaya karşı Macar hukuku uyarınca kendisini koruyan bir hakka sahip olduğuna ilişkin tartışılabilir bir iddiası bulunmaktadır. Başka bir deyişle Mahkeme, Yüksek Mahkeme Başkanının görev süresinin sona ermesi yönündeki bir karara karşı yargısal denetim yapmak için, 1 Ocak 2012 tarihindeki iç hukukun çerçevesini, Mahkeme içtihadına dayanarak bir hak olarak yorumlamıştır.
6. 110. paragrafta Mahkeme, yeni anayasa mevzuatı temelinde iç hukukta bir hak olup olmadığı sorusuna açıkça cevap vermekten kaçınarak başvurucunun görevinin ex lege sona ermesinin “başvurucunun seçimi sırasında yürürlükte olan kuralların sağladığı haklarının ileri sürülebilirliğini, geriye dönük olarak kaldıramayacağını” tekrar etmekle yetinmiştir. Kararın 114. paragrafı ise bu sorunun yanıtlandığı nihai hukuki temeli ortaya koymaktadır. Mahkeme, “yargının bağımsızlığı konusundaki uluslararası ve Avrupa Konseyi standartları ile hâkimlerin görevden alınması davalarında uygulanan usuli güvencelere” atıfta bulunmaktadır. Bununla birlikte Yargı Sayfa 1273 Bağımsızlığına dair Birleşmiş Milletler Temel İlkeleri, Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komitesi (UNHRC) Genel Yorumu No. 32, UNHRC’nin “ilgili içtihat hukuku”, Hâkimlerin Statüsüne İlişkin Avrupa Şartı, Avrupa Hâkimleri Danışma Konseyi (CCJE) Görüş No. 1, CCJE’nin Hâkimlerinin Magna Carta’sı ve hatta Amerikalılararası İnsan Hakları Mahkemesi’nin ilgili içtihatları, Mahkeme’nin yaptığı atıflara dahildir. Daha açıkça belirtmek gerekirse Mahkeme, Avrupa Konseyinin ve diğer uluslararası kuruluşların yumuşak hukukuna ve aynı zamanda başka bir uluslararası mahkemenin davasına atıf yapmıştır; hukuki temel olarak ise yalnızca yargı bağımsızlığı ilkesini in abstracto korumak için değil, aynı zamanda 1 Ocak 2012 tarihindeki Macar hukuku yasal çerçevesi içinde başvurucunun bireysel ve medeni hakkı olan azledilemezlik ve mahkemeye erişimin varlığını in concreto korumak için hareket etmiştir.
7. Yukarıda açıklanan uluslararası hukuk arka planına dayanan Mahkeme, 118. paragrafta çok yenilikçi bir şekilde, belirli bir yargıcın azledilemezliğini etkileyen ve onun mahkemeye erişimini reddeden yeni bir anayasa hükmünün, yukarıda sözü edilen yeni anayasa kurallarının yürürlüğe girmesinden önce de anayasa altı hukukça korunmakta olan ve başvurucunun keyfi bir şekilde görevden uzaklaştırılmasını engelleyen bireysel ve medeni hakkını ortadan kaldırmadığını teyit etmiştir. Kabul edilmelidir ki Mahkeme, Temel Yasa’nın Geçici Hükümleri’nin 11 (2) No.lu maddesinin, yalnızca 31 Aralık 2011 tarihindeki olağan hukuk mevzuatına değil, aynı zamanda Mahkeme’nin kararın 108. paragrafında işaret ettiği Macaristan’ın 1949 Anayasasının 48 (3) No.lu maddesinde yer alan hâkimlerin azledilemezliği de dahil olmak üzere yargı bağımsızlığı güvencesine de aykırı olduğu sonucuna varmıştır. Yargı bağımsızlığına ilişkin aynı güvence 2011 tarihli Temel Yasa’nın 26 (1) No.lu maddesinde de yer almakta olup bu durum, söz konusu tartışmalı geçiş hükmünü “anayasaya aykırı anayasa hükmü”nün (verfassungswidrigen Verfassungsnorm)(3) önemli bir örneği haline getirmiştir. Sayfa 1274 8. Bu sorun, Macaristan’da yeni değildir(4). Temel Yasa’nın Geçici Hükümleri’nin anayasal statüsüne ilişkin bir tartışma, Macar Ombudsmanı’nın Anayasa Mahkemesi’nden, Geçici Hükümler’in tamamının anayasaya aykırı olduğunun veya alternatif olarak belirli hükümlerin -Ombudsman’ın görüşüne göre- geçici tedbirler içermediğinin tespitini talep etmesinden sonra yapılmıştır. Temel Yasa’daki 18 Haziran 2012 tarihli İlk Değişiklik, Geçici Hükümler’in Temel Yasa’nın bir parçası olduğunu ve bunun Geçici Hükümler’in Anayasa Mahkemesi tarafından denetlenmesini engellediğini açıklığa kavuşturmuştur. Anayasa Mahkemesi, 29 Aralık 2012 tarihindeki 45/2012 No.lu kararında, geçici hükümlerin bazılarını geçicilik şartına uymadıkları gerekçesiyle yok hükmünde saymıştır(5). Kabul edildiği üzere “anayasa koyucu, yalnızca anayasal önemi haiz Temel Yasa konularını Temel Yasa’nın subjektif düzenleyici alanına dahil edebilmektedir”. Macar anayasa yargıçları, buna ek olarak şöyle belirtmiştir: “Hukukun üstünlüğünün egemen olduğu demokratik bir devletteki anayasal ölçütler, aynı zamanda uluslararası anlaşmalarda yer alan ve demokratik hukuk devletlerinin toplulukları tarafından kabul edilen ve tanınan anayasal değerler, ilkeler ve temel demokratik öz- Sayfa 1275 gürlüklerdir; Ius cogens de bunlara dahil olup yukarıda belirtilenlerle belli bir ölçüde örtüşmektedir. Hatta Anayasa Mahkemesi, yerinde olarak, demokratik hukuk devletlerindeki serbest uygulamaları, temel gerekliliklerin anayasallaştırılmasını, güvenceleri ve değerleri de inceleyebilir.” Bu nedenle Anayasa Mahkemesi, Temel Yasa’da(6) “sonsuzluk maddesi” niteliğinde açık ve değiştirilemez bir madde bulunmamasına rağmen, Temel Yasa içindeki olası herhangi bir uyuşmazlığın çözülmesi temeline dayanarak söz konusu Yasa dahilindeki iç hiyerarşiyi kabul etmiştir.
9. Oysa Anayasa Mahkemesi, Geçici Hükümler hakkında esasa ilişkin bir inceleme yapmaktan kaçınmıştır. Macaristan Anayasa Mahkemesi tarafından yapılan bu kendi kendini kısıtlama, inter alia [diğerlerinin yanında], hukuk devletinin temel ilkelerini ve yargı bağımsızlığı ve hâkimlerin azledilemezliği ilkelerini benimsemiş olan 1949 Anayasası ile 2011 tarihli Temel Yasa arasındaki “anayasal süreklilik”le pek de uyumlu değildir(7). Bu süreklilik, Temel Yasa’nın kendi tarihsel söyleminde, Başlangıç Metni’ndeki “tarihsel anayasa”ya yapılan sayısız referansta ve hatta daha açık bir şekilde R.3 maddesindeki “Temel Yasa, ... tarihsel anayasamızın kazanımlarına uygun olarak yorumlanacaktır” ifadesiyle sabittir.
10. Hukuk devleti ilkeleri ile yargı bağımsızlığı ve hâkimlerin azledilemezliği ilkelerine dair “anayasal sürekliliğin” en iyi kanıtı, Temel Yasa’nın yürürlüğe girmesinden önce görevine başlamış olan Yüksek Mahkeme Başkan Yardımcısı tarafından yapılan anayasa şikâyetini takiben, Anayasa Mahkemesi’nin 3076/2013 No.lu kararında çoğunluk ile azınlık arasında yapılan tartışmadır(8). Yedi hâkimden oluşan güçlü azınlık, temel argümanlarını güçler ayrılığı güvencelerine, kanunların geriye yürümezliğine, hukuk Sayfa 1276 devleti ilkesine ve bir hukuk yoluna başvurma hakkına dayandırmaktadır(9). Bu ilkeler Geçici Hükümler’in söz konusu 11 (2) No.lu maddesi vesilesiyle doğrudan tartışmaya açılmış olup yukarıda değinilen “anayasal süreklilik” göz önüne alındığında, bunların, Temel Yasa yürürlüğe girmeden hem önceki hem de sonraki Macar anayasal düzeninin kalıcı ilkelerinden olduğuna bir şüphe bulunmamaktadır.
11. Buna ek olarak, Anayasa Mahkemesi’nin o tarihteki yerleşmiş içtihadına göre, devlet makamlarının başkanlarının görevinin ex lege erken sona ermesi, ilgili kurumda yapısal bir değişikliğe gidilmesi örneğinde olduğu gibi yalnızca istisnai durumlarda anayasaya uygun bulunmaktadır(10). Anayasa Mahkemesi, Anayasa’da açıkça belirtilen Yüksek Mahkeme Başkanı gibi Devlet görevlileri ile Hükümete bağlı Devlet kurumlarına başkanlık eden görevliler arasındaki farkı da vurgulamıştır. Bunlardan ilki, en üst düzeyde korunmaktadır: Anayasa Mahkemesi, “ilgililerin seçim dönemlerini kapsayan görev süreleri, demokratik bir hukuk devletinin düzgün işlemesinin teminatıdır” şeklinde karar vermiştir(11). Örneğin, anayasal bir teminat altındaki görevi yerine getiren bir devlet kurumu yöneticisinin, halen devam etmekte olan görev süresinin sona ermesine ilişkin yeni bir gerekçe yaratılmasının, kanunların geriye yürümezliği ve hukuk devleti ilkesini ihlâl ettiği sonucuna ulaşılmıştır(12).
12. Macar kurucu iktidarı -üçte iki çoğunluğa sahip Macar Parlamentosu-, devam eden anayasal tartışmayı, Temel Yasa’nın 24 (5) No.lu maddesini düzenleyen Dördüncü Değişikliğin 12 (3) No.lu maddesiyle şu şekilde kapatmaya karar vermiştir: “Anayasa Mahkemesi, Temel Yasa’yı ve burada yapılan değişiklikleri, yalnızca kabul edilmesi ve yayımlanmasına ilişkin Temel Yasa’da belirtilen usulü gerekliliklere uygunluk açısından denetleyebilir”. Ayrıca, Dördüncü Değişikliğin 19. maddesi de “Temel Yasa’nın yürürlüğe girmesinden önce verilen Anayasa Mahkemesi kararlarını yürürlükten kaldırılmıştır. Bu hüküm, ilgili kararların doğurmuş olduğu hukuki etki saklı kalmak şartıyla uygulanır” şeklinde belirtilen Çeşitli ve Son Hükümler’in 5. maddesine işaret etmektedir. Yasamanın kendi açıkladığı bu amaç, Anayasa Sayfa 1277 Mahkemesi’nin anayasa hükümlerinin anayasaya aykırılığını esas yönünden incelemesini ve Anayasa Mahkemesi’nin 1990’daki kuruluşundan 1 Ocak 2012 tarihli Temel Yasa’nın yürürlüğe girmesine kadar verdiği eski kararlarına atıfta bulunmasını engellemek olmuştur. Bu durum, diğer sorunların yanında, hukukun üstünlüğü ve hukuki güvenlik ilkeleri ile ilgili ciddi problemleri açık bir şekilde ortaya çıkarmaktadır(13). Bu Değişikliği değerlendirmesi için başvurulan Anayasa Mahkemesi, 12/2013 No.lu kararında, “uluslararası ve Avrupa Birliği kapsamındaki yükümlülüklerine aykırılık teşkil etmeyen bir sistem kurulmasını” sağlamak için, Dördüncü Değişikliğin getirdiği yeni hükümleri inceleme yetkisine, sonraki düzenlemelerde bu hükümlerin detayları belirlendikten sonra sahip olabileceğine karar vermiştir(14). Bununla birlikte, Dördüncü Değişikliğin yürürlüğe girmesinden sonra Anayasa Mahkemesi, Temel Yasa yürürlüğe girmeden önce vermiş olduğu kararlarına zaman zaman atıfta bulunmuştur.
13. Özet olarak, Macaristan’da anayasa hükümlerinin anayasaya aykırılığına ilişkin tartışma kapanmamıştır(15). Ancak her hâlükârda, Anayasa Mahkemesi’nin anayasa hükümlerinin esas bakımından anayasaya aykırılığını kontrol etme yetkisine bakılmaksızın, Geçici Hükümler’in 11 (2) No.lu maddesi, özü itibariyle hem yeni Temel Yasa hem de eski Anayasa bakımından yargı bağımsızlığı ve hâkimlerin azledilemezliğine ilişkin Macar “tarihsel anayasası” ve “anayasal süreklilik” ilkeleri ışığında, anayasaya aykırı bir anayasa hükmüdür. Başvurucu, hukuka uygun bir şekilde görevden alınmadığı takdirde, görev süresi boyunca Yüksek Mahkeme Başkanlığı görevinden alınmamaya ilişkin bireysel ve medeni bir hakka 1 Ocak 2012 tarihi itibariyle hâlâ sahipti. Hatta bu durumda, Hizmet Mahkemesi nezdinde bir hukuk yoluna başvurma hakkına da sahip olacaktır. Bu iki hak da çoğunlukla Sayfa 1278 yumuşak hukuk niteliğindeki ilgili uluslararası hukuk standartlarına göre yorumlanan ve tamamlanan iç hukuk tarafından korunmaktadır.
Ad Hominem Yasama
14. Venedik Komisyonu’nun, Mahkeme’nin de kararın 117. paragrafında onaylamış olduğu bakış açısına göre, şikâyete konu mevzuat “belirli bir kişiye yönelmiş” ve bu nedenle “hukuk devletine aykırı” idi. Diğer bir deyişle, bu, yargısal bir denetimden kaçmak üzere anayasal bir deli gömleğiyle koruma altına alınmış ve belirli bir kişiye (adhominem, konkret-individuellen Massnahmegesetz) zarar verme özel sonucuna ulaşmak için tasarlanmış bir mevzuattı. Mahkeme, büyük oranda haklı bir şekilde, Vistiņš and Perepjolkins kararının(16) yalnızca bazı kısımlarına atıf yaparak ve Venedik Komisyonu’nun bu tür kanunlara muhalif olan net tutumuna katılarak “belli bir veya birden fazla bireye uygulanmak üzere özgülenmiş özel koşullar öngören kanunlara” vis-à-vis geçmişte gösterilmekte olan müsamahadan vazgeçmiştir.
15. Mahkeme, huzurdaki davanın konusu olmamakla birlikte, Sözleşme’nin 6. maddesinin amaçları doğrultusunda Vilho Eskelinen ölçütünün ilk koşulunun yerine getirilebilmesi için, reddetmenin çerçevesinin ilgili makam veya kategorilere ilişkin kadrolar ya da bunlarla ilgili tedbirler bakımından genel ve soyut bir şekilde belirlenmesi gerektiğini açıklamaktadır. Dolayısıyla şikâyet konusu iç hukuk, olayda başvurucu bakımından mahkemeye erişimi “açıkça reddetmemekte” olup sırf bu nedenle hukukun üstünlüğü ve Sözleşme’nin gerekliliklerinden olan “kanunun kalitesi”ne uygun olarak yönetilen bir devletteki asgari niteliklerden yoksundur. Sonuç olarak, Vilho Eskelinen ölçütünün ilk koşulu yerine getirilmemiş ve Sözleşme’nin 6/1 No.lu maddesi uygulanmıştır. Burada, Radruch’un Hukuk Felsefesinin Beşinci Dakikası’ndaki ifadelerini hatırlamamak olanaksızdır: “Es gibt also Rechtsgrundsätze, die stärker sind als jede rechtliche Satzung, so daß ein Gesetz, das ihnen widerspricht, der Geltung bar ist.” (Bu nedenle, herhangi bir yasal düzenlemeden daha güçlü olan hukuk ilkeleri vardır, öyle ki onlarla çatışan bir yasa, geçerlilikten yoksundur)(17).
16. Böyle bir sonuca varan Mahkeme, kararın 156. paragrafında kaçınılmaz bir şekilde, Mahkemelerin Teşkilat ve İdaresine İlişkin Kanun’un 185. bölümüyle bağlantılı olarak Temel Yasa’nın Geçici Hükümleri’nin 11 (2) No.lu maddesinin amacının hukuka aykırı olduğu yönünde katı bir tutum Sayfa 1279 benimsemiştir. Yukarıda belirtilen hükümlerin amacının hukuka aykırılığı Mahkeme için açıktır. Yasamanın izlediği usulün amacı, en başından beri, Hükümetin yargı politikaları uğrunda başvurucuyu feda etmek olmuştur. Bir başka deyişle, Mahkeme, bir tarafta hukuk devletinin uygulanabilir standartları bağlamında “kanunun kalitesi”nin düşüklüğü ve diğer tarafta yeni yasal düzenlemelerle izlenen ad hominem amaçlar arasında yakın bir ilişki olduğunu tespit etmiştir.
Sözleşme’nin doğrudan, anayasaüstü etkisi
17. Mahkeme’nin, başvurucunun durumunu ele almak için bir hukuk kaynağı olarak, yumuşak hukuk kaynakları da dahil olmak üzere, yargı bağımsızlığına ilişkin uluslararası hukuk standartlarına doğrudan başvurması, oldukça dikkat çekici ve takdir edilmeye değerdir. Avrupa Konseyinin de dahil olduğu tüm uluslararası yasal standartlara göre, hâkimlerin görev süresi ve hizmet koşullarının teminat altına alınması, yargı bağımsızlığının korunması için mutlaka gerekli olan unsurlardır. Mahkeme’nin 6. maddeye ilişkin içtihadı, hâkimlerin azledilemezliğinin “bağımsız bir mahkeme” bakımından bu madde kapsamındaki tüm kişilerin yararına olduğunu belirtmektedir(18). Bu standartlarda, hâkimlerin yargısal görevleri ile birlikte idari veya yönetsel işlevler yerine getirip getirmediklerine bakılmaksızın, hâkimlerin azledilemezlik ilkesinin mahkeme başkanlarının görev süreleri bakımından uygulanmayacağı sonucuna ulaştırabilecek bir ifade bulunmamaktadır.
18. Macaristan Anayasa Mahkemesi’nin, 45/2012 No.lu önem arz eden kararında belirttiği üzere, hukukun üstünlüğüne göre yönetilen Avrupa Devletlerinin ortak değerleri, içlerinde -en başta- Sözleşme’nin de olduğu uluslararası antlaşmalarda teminat altına alınmıştır(19). Huzurdaki başvuruda, şikâyet konusu geçici hüküm bu ortak değerlerden birini, yani yargı bağımsızlığını tehlikeye atmaktadır.
19. Macaristan’ın, iç hukuk ile uluslararası hukuk(20) arasındaki ilişki bakımından sahip olduğu düalist yaklaşım, Mahkeme’nin gerekçelendirmesin- Sayfa 1280 de herhangi bir rol oynamamaktadır; bu durum, Strazburg açısından bakıldığında, monist ve düalist sistemler arasındaki klasik ayrımın artık tamamen güncelliğini yitirdiğini bir kez daha göstermektedir(21). Yargı bağımsızlığı, hâkimlerin azledilemezliği ve bu azledilemezliğin korunması için mahkemeye erişebilme ilkelerinin sınıflandırılması, uluslararası teamül hukuku ve hatta ius cogens bakımından Mahkeme nezdinde eşit derecede ilgisizdir. Bu tür ilkelerin genel uluslararası hukukta, Avrupa Konseyi hukukunda ve özellikle de Sözleşme’deki varlığını onaylamak, Mahkeme için yeterlidir. Mahkeme, yukarıda belirtilen ilkelerin uygar uluslar tarafından tanınan genel hukuk ilkeleri olduğunu açıkça belirtecek kadar ileri gitmemekle birlikte, bunu üstü kapalı bir biçimde kabul etmektedir.
20. Bu bağlamda, Mahkeme, Hükümetin “6. maddede söz konusu olanın başvurucunun bağımsız bir hâkim olma hakkı değil, [daha çok] Macar vatandaşları ve Macaristan’ın yargı yetkisi altındaki herkesin bağımsız bir yargıya ilişkin hakları olduğu” iddiasını reddetmiştir(22). Hükümete göre, 6. maddenin lafzından açıkça anlaşıldığı üzere bu madde kapsamındaki hak Sayfa 1281 sahipleri, davalara bakan hâkimler değil, yargısal işlemlerin tarafı olan kişilerdir. Bu nedenle Hükümet, 6. maddenin hâkimlere bağımsızlığa ilişkin bireysel bir hak sağlayamayacağı ve bunun da başvurucunun mağdur statüsünü engelleyeceği görüşündeydi. Mahkeme, iç hukuk düzenindeki doğrudan etkiyi, 6. maddenin yargı bağımsızlığı güvencesine ve bu bağımsızlığın korunması için ona eşlik eden mahkemeye erişim hakkına dayandırarak farklı bir sonuca ulaşmaktadır. Mahkeme’nin görüşüne göre, başvurucu, yalnızca tartışılabilir bir iddiaya değil, aynı zamanda Sözleşme’nin merceğiyle ve diğer yakından ilgili Avrupa Konseyi ve uluslararası hukuk araçlarıyla okunan, iç hukukta icra edilebilir, bireysel ve medeni bir hakka sahiptir. Ayrıca, Mahkeme, bu hakkın başvurucunun mahkemeye erişimini engellemiş ve çelişen geçici anayasal hükümlere üstün geldiğini belirtmek suretiyle ve Sözleşme’nin yargının bağımsızlığı güvencesi ve bu bağımsızlığın korunabilmesi adına, ona eşlik eden mahkemeye erişim hakkı bağlamında Sözleşme’nin doğrudan ve anayasaüstü etkisini onaylamaktadır.
21. 6. maddedeki bir hak ve güvencenin özüne açık bir şekilde müdahale edildiğinde, Mahkeme buna göz yumamaz. Prensip olarak, anayasal mevzuat da dahil olmak üzere iç hukuk mevzuatının yargısal denetiminin yapılmasının, Avrupa’daki insan haklarının etkin ve yanılsamaya mahal vermeyecek bir şekilde korunabilmesine hizmet ettiğini savunmak zorunludur. Başvurucunun Yüksek Mahkeme başkanlığı görevinin sona erdirilmiş olması, hâkimlik görevinden alınmayarak Yüksek Mahkeme hâkimi olarak görev yapmasına izin verildiği gerçeğinden bağımsız olarak, yargı bağımsızlığı ve Macaristan’daki hukukun üstünlüğü anlamında diğer hâkimlerin mesleki fikirlerini ifade etmeleri üzerinde caydırıcı bir etki oluşturmuştur. Bu siyasi ve sosyal bağlamda Mahkeme, Macaristan’da Sözleşme’nin tüm hak ve özgürlüklerinin tehlikede olacağı konusunda ciddi bir risk algılamaktadır; çünkü bu hak ve özgürlükler, yargının en üst mensuplarını bir satranç oyunundaki piyonlar gibi yönlendirebilecek olan herhangi bir siyasi çoğunluğun eline bırakılacaktır(23). Bu nedenle, Hükümetin, başvurucunun görevinin yargısal olmaktan çok idari veya “hükümetle ilgili” olduğu ve dolayısıyla başvurucunun görüşlerinin mesleki bir nitelikten ziyade bir siyasinin görüşlerini yansıttığı varsayımına dayanmak suretiyle başvurucunun görevden alınmasının aslında siyasi değerlendirmelere tabi olduğuna dair iddiası, Mahkeme tarafından açıkça reddedilmiştir. Bu iddiaya göre mahkeme yönetim Sayfa 1282 sisteminin teşkilatı, işlevi ve Kúria’nın yeterliliği ile yeni seçilme kriterlerine yönelik değişiklikler, yargı bağımsızlığını artırma ihtiyacıyla gerekçelendirilmiştir. Ancak Hükümetin “yargı bağımsızlığı ya da o algılandığı biçimdeki bağımsızlık bakımından, uluslararası bir mahkemedeki yargısal hizmetin, ulusal mahkemelerdekine eşit olamayacağı” noktasındaki görüşü de bu yargı bağımsızlığı gerekçelendirmesiyle uyumlu olmalıydı(24). Öyle ki söz konusu bu “Hükümet görüşü”, Mahkeme [AİHM] hâkimlerine yapılmış olan büyük bir saygısızlık olmasının yanında, Mahkeme’nin bağımsızlığı konusunda şüphe uyandırmaya da neden olmaktadır.
22. Anayasal anlamda yetkinliğini tam olarak teyit etmiş olan Mahkeme, başvurucu tarafından itiraz edilmiş olan(25) anayasal ve anayasal düzeyin altındaki mevzuatın esasını ve bunu gerçekleştiren usulü(26) diğer yandan da bunun Sözleşme’ye ve yukarıda belirtilen uluslararası standartlara uygunluğunu değerlendirmeye devam etmektedir. Mahkeme’nin bu iki konuyu da dikkatli bir şekilde değerlendirmesi, bizim tam anlamıyla onayımızı kazanmakla birlikte, bir detayın da altı çizilmelidir; şöyle ki, söz konusu görev sonlandırma, bireysel olarak parlamenterler tarafından bir “kapanış oylamasından önceki değişiklik” biçiminde sunulmuş, tasarıdaki bir son dakika değişikliği olarak olağanüstü bir hızla yasama tarafından kabul edilmiş ve böylece olağan danışma yükümlülükleri ve usulüne uygun parlamento tartışmaları “akıllıca” atlatılmıştır. Bu açıdan bakıldığında yasama süreci, Venedik Komisyonu’nun tespit ettiği üzere “Yüksek Mahkeme’ye başkan adayı olacak belirli bir kişiden kurtulma girişimi olarak anlaşılabilir”(27).
Avrupa Anayasa Mahkemesi olarak Mahkeme
23. Avrupa Konseyi, ekonomik, sosyal, kültürel, bilimsel, hukuki ve idari konular ile insan haklarının ve temel özgürlüklerin korunması ve bunların daha fazla gerçekleştirilmesine yönelik anlaşmalara ve ortak eyleme dayanan özerk bir yasal düzendir(28). 217’den fazla antlaşmayı kapsayan bu uluslararası örgütün en tepesinde ise bir uluslararası antlaşma vardır; bu antlaşma, Avrupa Konseyi üye devletlerinin iç hukuk düzenlerine doğrudan ve anayasaüstü bir etkisi olan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’dir(29). Sözleşme, Sayfa 1283 O’nun Taraflarının karşılıklı yükümlülükleri hakkında çok taraflı bir anlaşma niteliğinde olmaktan öte, bu Tarafların kendi yargı yetkileri dahilindeki tüm bireylere ve özel kuruluşlara yükümlülükler getirmektedir. Bu durum, Sözleşme hukukunun sadece açıklayıcı olduğu değil, aynı zamanda iç hukuk düzeninde ek bir kurucu etkiye sahip olduğu anlamına gelmektedir. Sözleşme, Giriş bölümünde Avrupa Devletleri için daha yakın bir birlik kurulması ve geniş bir Pan-Avrupa temelinde insan haklarının geliştirilmesi için bir araç olarak vurguladığı dönüşümsel rolüyle, ne yerel anayasa kurallarına ne de uluslararası hukukun daha üstün olduğu iddia edilen kurallarına tabidir; çünkü O, Avrupa kıtasının en yüksek yasasıdır(30). Avrupa’da, Üye Devletlerin Sayfa 1284 iç hukuku, Avrupa kamu düzeninin anayasal bir aracı olarak Sözleşme’nin üstünlüğüne tabidir(31).
Bu anayasa aracı, yalnızca başvurucuya verilen zararı gidermek için değil, aynı zamanda Mahkemelerin Teşkilat ve İdaresine İlişkin Kanun’un 185. maddesiyle bağlantılı bir şekilde Temel Yasa’nın Geçici Hükümleri’nin 11 (2) No.lu maddesinde yapılmış olan siyasi-anayasal tercihi eleştirmek için de huzurdaki başvuruda Mahkeme tarafından tamamıyla kullanılmıştır(32). Kararın 110. paragrafının ışığında okunan ve anılmaya değer 118. paragraf, Temel Yasa’nın Geçici Hükümlerinin 11 (2) No.lu. maddesi ve Mahkemelerin Teşkilat ve İdaresine İlişkin 2011 tarihli ve CLXI No.lu Kanun’un 185. maddesinin iç düzende hukuki bir etkiden yoksun olduğunu tespit etmektedir. Bu hükümler ab initio [başlangıçtan beri] yok hükmünde olduğundan ve iç hukuk düzenindeki herhangi bir yasal etkiden yoksun olduğundan, davalı Devlet, bunları hiç yasalaştırılmamış gibi davranmak zorundadır. Bu tespitiyle Mahkeme, bilinmeyen bir mecraya girmemekte, sadece uzun zaman önce Barrios Altos tarafından “sözleşmesellik bloku”na [sözleşme hukuku bloku] aykırı olan iç hukuklar bakımından ortaya konulan standardı takip etmektedir(33). Sayfa 1285
24. Açıkça belirtilmemiş olmasına rağmen, huzurdaki davaya ilişkin kararın sonuçları, Sözleşme’nin 46. maddesi uyarınca nettir: Mahkeme tarafından yorumlandığı üzere, Macaristan, Mahkeme’nin bu kararını iyi niyetli bir şekilde uygulamak ve Sözleşme’yi ihlâl eden herhangi bir yerel mevzuatı, düzenlemeyi veya idari işlemi iç hukuk düzeninde hükümsüz kılmak zorundadır; sonuç olarak başvurucu, Yüksek Mahkeme Başkanıyken kesintiye uğrayan görev süresini tamamlamak için eski görevine getirilmelidir(34).
Sonuç
25. Sözleşme, bugün Avrupa ius constitutionale commune’sini [ortak anayasa hukuku/ anayasal common law] temsil etmektedir. Avrupa Konseyi, gerektiğinde, yerel düzeydeki ve çelişkili olan herhangi bir anayasal iddiaya karşı, onu destekleyen siyasi çoğunluğun büyüklüğüne bakmaksızın Sözleşme temelinde güçlü bir Avrupa anayasası iddiası ortaya koyabilir(35). Huzurdaki başvuruda Mahkeme, tam olarak bunu yapmıştır. Mahkeme bunu, haklı olarak ve her şeyden önce hukuk devletini ve yargının kurumsal ve işlevsel bağımsızlığını korumak, ikinci olarak da başvurucunun Yüksek Mahkeme Başkanlığı görevinden keyfi olarak alınmamasına yönelik bireysel hakkını korumak adına gerçekleştirmiştir. Davalı Hükümet, ne ikincillik ilkesi ne de takdir marjı doktrini arkasına saklanabilmiştir. Avrupa’da, anayasa hukuku da dahil olmak üzere bir iç hukuk çalılığı içinde, usulüne uygun olarak kabul edilmiş uluslararası insan hakları hukuku yükümlülüklerinden kaçma imkânı yoktur. Bu son derece talepkâr insan hakları koruma standardını, Sözleşme’nin tüm Taraflarına eşit bir şekilde uygulayalım. Sayfa 1286
3. Değerlendirme
3.1 Karar ve Görüşün Önemi
Mahkeme’nin Baka v. Macaristan kararındaki (karar) tartışma konusu müdahale, bir yüksek mahkeme hâkiminin başkanlık görevine anayasaya eklenen geçici bir hükümle son verilmesidir. Dava konusu olayın gelişiminden görüldüğü üzere, son vermeye ilişkin bu hüküm, ilk önce kanun düzeyindeki mevzuatla sağlanmış, Macaristan’ın yeni anayasası olan 2011 tarihli Temel Yasa’nın (“Temel Yasa”) 1 Ocak 2012 tarihinde yürürlüğe girmesinden iki gün önce ise bir anayasa değişikliğiyle anayasanın geçici hükümlerine eklenmiştir(1). Dolayısıyla, o tarihte Macaristan’da Yüksek Mahkeme Başkanı olan András Baka’ya (başvurucu) yapılan bu müdahalenin dayanağı, esas itibariyle bir geçici anayasa hükmüdür. Bu neticeye karşı herhangi bir yargısal organa başvurma yetkisi olmayan başvurucu, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (“Sözleşme”/ “AİHS”) 6. maddesinin 1. fıkrası uyarınca mahkemeye erişim hakkının ihlâl edildiğini öne sürmüştür. Diğer yandan Macaristan’daki yargı reformu hareketlerinin yargının bağımsızlığına, işlevine ve hukukun üstünlüğüne zarar verdiğine yönelik görüşleriyle bilinen başvurucunun bu açıklamaları, aynı zamanda onun başkanlık görevine yeniden seçilebilme kriterlerini kaybetmesine yol açan bir mevzuat değişikliği yapılması sonucunu doğurmuştur. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (Mahkeme), yukarıda değinilen Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fıkrası ve 10. maddedeki ifade özgürlüğünün ihlâl edildiğine karar vermiştir.
Bu kararda öncelikle, hâkimlik teminatı ve mahkemeye erişim hakkının önemi, bir yüksek mahkeme başkanı üzerinden teyit edilmiştir. İkinci olarak hâkimlerin özellikle mesleki anlamdaki ifade özgürlüğüne yönelik müdahalelere, Mahkeme’nin özel bir değer atfettiği ve belirli şartlarda yüksek bir koruma sağladığı ortaya konulmuştur. Bu kararın vurgulanması gereken üçüncü ve en ayırt edici özelliği ise, bir anayasa hükmünün Sözleşme karşısında yorumlanmasıdır. Yargıç Pinto de Albuquerque ve Yargıç Dmitry Dedov’un Ortak Mutabık Görüşünde (Görüş) en çok önem verilen husus da bu olmuştur. Diğer yandan yasama organı eliyle yapılan düzenlemelerin doğrudan başvurucuya uygulanma kastıyla yapılması, özellikle Görüşte tüm açıklığıyla ortaya konmuştur. Şüphesiz ki tüm bu konular, Sözleşme’ye taraf olan ve yargı organı konusunda tartışmaların sürekli gündemde olduğu Türkiye bakımından da büyük önem arz etmektedir. Sayfa 1287
3.2 Karar ve Görüşün Diğer İçtihatlarla İlişkisi
Mahkeme, ilk olarak başvurucunun Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fıkrasına ilişkin itirazları kapsamında kabul edilebilirlik kararı vermiştir. Mahkeme bu kararında, Vilho Eskelinen ve Diğerleri v. Finlandiya davasında ortaya konulan Eskelinen ölçütünü uygulamıştır(2). Bu ölçütün uygulanabilmesi için ön koşul, müdahalede bulunulan iş ilişkisinin medeni hukuku ilgilendiren bir yapıya sahip olmasıdır. Bu ölçüte göre 6. maddenin 1. fıkrasındaki mahkemeye erişim hakkının sınırlandırılmasının Mahkeme nezdinde haklı görülebilmesi için birinci koşul, mahkemeye erişimin iç hukukta ilgili kişinin içinde yer aldığı makam veya sınıf için açık bir şekilde yasaklanmış olmasıdır. İkinci ve son koşul, bu yasaklamanın, objektif bir şekilde kamu yararına hizmet etmesi bağlamında haklı bir nedene dayandırılmasıdır. Mahkeme, ön koşula ilişkin olarak, gelişen içtihatları çerçevesinde başvurucunun görevinin medeni hukuku ilgilendiren bir yapıya sahip olduğunu kabul etmiştir. Diğer bir deyişle başvurucunun Yüksek Mahkeme Başkanlığı görevinin normal bir hâkim veya savcı gibi değerlendirildiği görülmektedir. Bununla birlikte birinci koşulla ilgili olarak, Yüksek Mahkeme Başkan Yardımcısının görevinin de bir kanunla sonlandırılması ve Macaristan’daki Hizmet Mahkemesi’ne başvurabilmesi karşısında, başvurucunun görevinin aynı zamanda Temel Yasa’nın geçici hükmüyle sonlandırılması onun mahkemeye erişimini engellemiştir. Bu noktada henüz değişmemiş mevcut Anayasa’yı temel almış olan Mahkeme, Eskelinen ölçütünün ilk koşulu gereği başvurucunun mahkemeye erişiminin açık bir şekilde yasaklanmadığına hükmederek, başvurucunun mahkemeye erişim hakkının ihlâl edildiğine karar vermiştir.
Bu başlıkta ikinci olarak, Sözleşme ile Taraf Devletler’in anayasaları arasındaki ilişki ele alınabilir. Mahkeme tarafından açıkça ortaya konulmamakla birlikte Görüşte altı çizilen en önemli husus, Sözleşme’nin anayasaüstü etkisi ve bir Avrupa Anayasası niteliğinde olduğuna dair çıkarımlar olmuştur(3). Bu bağlamda Mahkeme’nin sözleşmeci Tarafların anayasalarını da denetleyen bir Avrupa Anayasa Mahkemesi niteliğinde olduğuna dair görüşün uygulamada kendini nasıl gösterdiği, Mahkeme kararlarından örnekler ve sonrasında sözleşmeci Taraflarca takınılan tutumlar çerçevesinde aşağıda açıklanmaya çalışılacaktır. Sayfa 1288
Mahkeme’nin 1991 yılında verdiği Demicoli v. Malta kararında(4) Malta Temsilciler Meclisi üyelerine hakaret ettiği iddia edilen bir gazete editörü hakkında Malta Anayasası’nda belirtilen “meclisin ayrıcalıklarını korumak” meşru amacı ve bu amaca dayanan yasalar uyarınca özel bir yargılama başlatılmıştır. Bu müdahaleye bağımsız ve tarafsız bir mahkemede yargılanma hakkını ihlâl ettiği gerekçesiyle itiraz eden gazete editörü başvurucunun bu iddiası, Mahkeme tarafından haklı bulunmuştur. Karar sonrasında Malta, Meclise verilen bu yargılama yetkisini kanunlarını değiştirmek suretiyle geri almıştır(5). 1992 yılında verdiği bir kararda ise Mahkeme, hamile kadınların yurt dışındaki kürtaj imkânları hakkında bilgi almasını sınırlayan bir anayasa hükmü karşısında, diğerlerinin yanında, başvurucuların ifade özgürlüğünün ihlâl edildiğine karar vermiştir(6). Bu karar sonucunda tazminata mahkûm olan İrlanda, ilgili Anayasa hükmü İrlanda’da bir referandumla kabul edilmiş olmasına rağmen, hem Anayasası’nı hem de buna dayanan kanunlarını değiştirmiştir(7).
2000’li yıllara gelindiğinde Mahkeme’nin önüne, Bosna Hersek Anayasası’nın etnik kökene dayanan ayrımından ötürü Halklar Meclisi seçimlerine aday olamayan Roman ve Yahudi kökenli iki adayın başvurusu gelmiştir(8). Mahkeme, 2009 yılında, serbest seçim hakkı ile (AİHS Protokol No. 1, m. 3) birlikte ayrımcılık yasağının (m. 14) ve genel ayrımcılık yasağının (AİHS Protokol No. 12, m. 1) ihlâl edildiğine karar vererek Bosna Hersek aleyhine tazminata hükmetmiştir. Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi (Komite), çeşitli tarihlerde yayınladığı karar ve belgelerde, ilgili Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi ve Avrupa Birliği belgelerine de atıflar yaparak, Mahkeme’nin verdiği kararın bir anayasa değişikliği gerektirdiğini vurgulamış ve Bosna Hersek’ten Anayasası’nı değiştirmesini istemiştir. Buna rağmen Bosna Hersek, bu değişikliği henüz gerçekleştirmemiş olup her yeni seçim döneminde benzer ihlâller yaşanmaya devam etmektedir(9). Sayfa 1289
Anayasal bir hükme dayanan müdahaleye ilişkin başka bir ihlâl kararı da 2013 yılında Rusya aleyhine verilmiştir(10). Bu davada mahkûmlara yönelik olarak seçme hakkı yasağı getiren düzenlemeler tartışılmıştır. Hükümet, Rusya Anayasası’nın iç hukuktan ve Rusya’nın taraf olduğu uluslararası hukuktan daha üstün olduğunu, bu nedenle Mahkeme’nin Anayasa’nın Sözleşme’ye uygunluğunu inceleme yetkisinin bulunmadığını(11) diğer yandan da söz konusu Anayasa hükmünün Anayasa’nın değiştirilmesi karmaşık prosedürlere dayanan bir bölümünde yer aldığını öne sürerek kendini savunmuştur. Buna karşın Mahkeme, huzurdaki davada Sözleşme’nin Anayasa’ya uygunluğunu soyut bir şekilde incelemekle değil, anayasal hükümlerin başvurucunun Sözleşme altında korunan haklarına etkisini somut olarak belirlemekle yetkili olduğunu vurgulamıştır. Bununla birlikte Mahkeme, ilgili devletin, yükümlülüklerini -Bakanlar Komitesi’nin denetimine tabi olarak- yerine getirmek üzere hangi araçları kullanacağını seçme önceliğine sahip olduğunu belirtmiştir. Bu kapsamda Rusya, Sözleşme ile tartışmalı Anayasa hükmü arasındaki uyumu sağlayabilmek için herhangi bir siyasal süreç izleyebileceği gibi, –başta Rusya Anayasa Mahkemesi olmak üzere- yetkili kurumlar aracılığıyla söz konusu hükmün Sözleşme’ye uygun olarak yorumlanması yolu da dahil, herhangi bir yol benimseyebilecektir(12). Rusya, 2019 yılında Bakanlar Komitesi’ne yaptığı beyanda genel olarak, Rus ceza kanunlarında suçluların oy kullanabilmesine ilişkin çeşitli sınıflandırma yöntemleri getirildiğini, mahkemelerin buna uygun içtihatlar geliştirmekte olduğunu ve benzer ihlâllerin tekrarlanmayacağını belirtmiştir. Sayılan bu hususları ve Rusya tarafından belirtilmiş olan diğer tedbirleri yeterli bulan Bakanlar Komitesi, kararın infazının takibini sonlandırmıştır(13).
Rusya’da 2015 yılında yürürlüğe giren bir yasaya göre Rusya Anayasa Mahkemesi’ne, insan hak ve özgürlüklerinin korunması konusunda uluslararası organların kararlarının uygulanıp uygulanmayacağını ve bu kapsamda ilgili kararların Rusya Anayasası’yla uyumlu olup olmadığını tespit etme yetkisi verilmiştir(14). Yukarıda açıklandığı üzere her ne kadar Mahkeme’nin Sayfa 1290 Anchugov ve Gladkov v. Rusya kararının infazı Rusya tarafından alınan çeşitli tedbirler yoluyla gerçekleştirilmişse de verilen bu yetki ilk olarak Anchugov ve Gladkov v. Rusya kararına ilişkin kullanılmış ve Mahkeme’nin bu kararı Rusya Anayasa Mahkemesi tarafından “uygulanmaz” olarak nitelendirilmiştir(15). Anayasa Mahkemesi’nin “uygulanamaz” olarak nitelendirdiği bir diğer Mahkeme kararı ise OAO Neftyanaya Kompaniya Yukos v. Rusya (Yukos) başvurusu (16) üzerine olmuştur. Büyük bir petrol şirketi olan Yukos’un başvurusu neticesinde Mahkeme, Rus makamları tarafından başvurucu şirket aleyhine uygulanan haksız ve orantısız vergilendirme ile vergi cezası hesaplamaları nedeniyle Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesinde düzenlenen mülkiyetin korunması güvencesin ihlâl edildiğine ve bu süreçte görülen vergi davalarında şirkete yeterli hazırlık süresi verilmemesi nedeniyle Sözleşme’nin 6. maddesinin 1 ve 3 (b) fıkralarının ihlâl edildiğine karar vermiştir. Bu ihlâl kararına rağmen tazminat miktarına bu kararda yer vermemiş olan Mahkeme, tarafların konuyla ilgili görüşlerini sunması ve olası bir anlaşma için süre vermiştir(17). Tarafların anlaşamamasın ardından 2014 yılında yalnızca tazminata ilişkin olarak karar veren Mahkeme, ödediği vergiler ve cezalar nedeniyle 2007 yılında tasfiyeye uğramış olan şirketin eski hissedarlarına veya onların mirasçılarına ödenmek üzere toplam 1.866.104.634 avro tazminat ödenmesine hükmetmiştir(18). Buna rağmen Rusya, özellikle Rusya Anayasa Mahkemesi’nin 2017 yılında verdiği karara atıf yaparak, bu tazminatı ödemekten kaçınmıştır(19). Rusya Anayasa Mahkemesi, somut olaya ve iç hukuka ilişkin yaptığı değerlendirmeleri neticesinde, Mahkeme’nin Sözleşme’nin 41. maddesi uyarınca hükmettiği tazminat kararının Rusya Anayasası’na uygun bir şekilde “uygulanamaz” olduğuna Sayfa 1291 kanaat getirmiştir(20). Bu karardan da anlaşılacağı üzere Anayasa Mahkemesi aracılığıyla Mahkeme’nin verdiği kararları etkisiz kılma eğiliminde olan Rusya, 2020 yılı Temmuz ayında gerçekleşen Anayasa değişikliği sonucunda ise Bakanlar Komitesi ve Venedik Komisyonu’nun uyarılarının aksine olarak, uluslararası organların, Rusya’nın taraf olduğu uluslararası sözleşmelerin hükümleri çerçevesinde aldıkları kararların, Rusya Anayasası’yla çeliştikleri durumlarda Rusya’da uygulanmayacağını anayasal düzeyde de düzenleme yoluna gitmiştir(21). Rusya bu tutumuyla, Mahkeme’nin kararını görmezden gelmek ya da gereklerini tam olarak yerine getirmemek yerine, onu kendi yüksek mahkemesi aracılığıyla doğrudan ve açıkça hükümsüz kılmaktadır. Bu anlamda Avrupa Konseyinin ilk kez böyle bir durumla karşılaştığı söylenebilir(22). Ayrıca bu sürecin Rusya’yı ileride Avrupa Konseyi ve dolayısıyla Mahkeme’nin yargı yetkisi dışında kalmaya götürdüğü değerlendirilebilecektir.
Türkiye aleyhine verilen bir kararda ise Mahkeme, o tarihteki anayasal hükümlere ve kanunlara dayanan bir parti kapatma kararını, Sözleşme’de Sayfa 1292 sağlanan güvencelere aykırı bulmuştur(23). Mahkeme’nin kararı sonrasında benzer ihlâllerin yaşanmaması için Türkiye’nin genel önlemler almasına dair beklenti, özellikle ölçülülüğe ilişkin olarak 2001 yılında Anayasa’da ve 2003 yılında Siyasi Partiler Kanunu’nda yapılan değişikliklerle ve -temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası antlaşmaların kanunlar üzerindeki gücünün artırılmasına yönelik- 2004 yılında Anayasa’nın 90. maddesinde yapılan değişiklikle karşılanmıştır(24).
Yukarıdaki açıklamalar çerçevesinde son olarak Baka v. Macaristan kararının Bakanlar Komitesi’nce yapılan infaz denetimine bakıldığında, Macaristan’ın kararda belirlenen tazminat ile masraf ve giderleri ödeme yükümlülüğünü zamanında yerine getirdiği görülmektedir. Komite, başvurucunun görevine iade edilmek suretiyle eski durumuna getirilmesini, -tazminata ek olarak başvurucu yararına alacağı bireysel tedbirler kapsamında- Macaristan’dan talep etmiştir. Buna rağmen Macaristan, bu yükümlülüğünü yerine getirmemiştir. Bu süreçte Komite, Kuria’nın (Yüksek Mahkeme) Başkanlığına seçilen yeni hâkimin görev süresinin sona ereceği 2021 yılında, başvurucunun zorunlu emeklilik yaşına ulaşacak olması ve iç hukuk düzeninde başkaca bir tazminat talebinde bulunmamış olması olguları karşısında, Macaristan’ın ek bireysel tedbirler almasını zorunlu görmeyerek bu talepten vazgeçmiştir(25). Genel tedbirler kapsamında ise Komite, hâkimlerin görevini süresinden önce sona erdirebilecek herhangi bir müdahaleye karşı adil yargılanmaya ilişkin tüm önlemlerin alınmasını istemiştir. Buna göre bütün hâkimlerin ifade özgürlüğü, mahkemeye erişim hakkı, hâkimlik teminatı, hâkimlerin azledilemezliği, yargı bağımsızlığı ve yasama tarafından yapılacak olası yeni anayasal-yasal ve ad hominem düzenlemelere karşı korumalar dahil olmak üzere güvence altına alınmalıdır. Diğer yandan Macaristan’ın, Sayfa 1293 diğer hâkimler üzerinde bir caydırıcı etki oluşmadığı yönündeki beyanı haklı görülmemiş ve bu konuda da yeterli güvencelerin sağlanması gerektiğinin altı çizilmiştir. Sonuç olarak Komite, sürekli güncellediği takip prosedüründe yeni tarihler belirleyerek, Macaristan makamlarını genel tedbirler kapsamında bir eylem planı sunmaya davet etmiştir(26).
3.3 Karar ve Görüşün Türk Hukuku Bağlamında Değerlendirilmesi ve Önemi
Mahkemeye erişimin ilgili kişinin içinde yer aldığı makam veya sınıf için iç hukukta açık bir şekilde yasaklanmış olması, kararda tartışılan Eskelinen ölçütünün ilk koşulu olarak yukarıda açıklanmıştı. Türkiye’de hâkim ve savcılar bakımından düzenlenen bir yasak da buna ilişkindir. Buna göre Türkiye’de hâkim ve savcılara verilen disiplin cezaları, meslekten çıkarma cezasına ilişkin olanlar hariç olmak üzere açık bir şekilde yargı denetimi dışında bırakılmıştır(27). Diğer yandan memurlar bakımından Türkiye aleyhine verilen ihlâl kararları sonucunda, 2010 yılında yapılan bir anayasa değişikliğiyle memurlar ve diğer kamu görevlileri aleyhine verilen disiplin kararlarının yargı denetimi dışında bırakılamayacağı düzenlenmiştir(28). Dolayısıyla Baka v. Macaristan kararıyla bağlantılı olarak Türkiye’de bir yüksek yargı organı başkan veya üyesinin meslekten çıkarılması halinde mahkemeye erişebileceği görülmektedir. Ancak bu kişiler hakkında söz konusu olabilecek üyeliğinin veya örneğin bir başkanlık görevinin süresinden önce sona ermesine yol açan kamu gücüne dayanan müdahalelerde, mahkemeye erişim hakkının ihlâli söz konusu olacaktır. Diğer disiplin cezaları bakımından ise Türkiye’de bir yargı mensubunun yargı yoluna başvuramaması, Sözleşme’nin 6. maddesi gereği mahkemeye erişim hakkı bağlamında değil, hemen aşağıdaki karar örneklerinde açıklanacağı üzere Sözleşme’de düzenlenen başka haklar bağlamında Mahkeme’nin incelemesine tabi olabilmektedir. Sayfa 1294 Türkiye’de hâkimler ve savcılar hakkında inceleme, soruşturma ve disiplin kararı verme yetkisi Hâkimler ve Savcılar Kurulunun (Kurul) elindedir. Kurulun bu işlemlerinde Mahkeme’nin belirlediği güvencelere uymaması, Baka v. Macaristan kararına benzer şekilde Mahkeme nezdinde hak ihlâllerine neden olabilmektedir. Örneğin, diğer iddiaların yanında bir terör örgütünün (PKK) yayınlarını takip ettiği iddia edilen bir hâkimin Kurul tarafından kınama ve yer değiştirme cezası gibi disiplin cezaları alması ve soruşturma sürecinde yaşanan aksaklıklara ilişkin bir başvuruya ilişkin Mahkeme, Kurulun kararlarında yeterli gerekçelendirme yapamaması nedeniyle Sözleşme’nin 10. maddesi kapsamında başvurucunun ifade özgürlüğünün ihlâl edildiğine karar vermiştir(29). Bu kapsamda Mahkeme tarafından incelenen diğer bir başvuru ise Türkiye’de 1980 yılında yaşanan askeri darbenin sorumlu generallerinin yargılanması için önce vatandaş sıfatıyla savcılığa bir şikâyet dilekçesi veren, bunun sonuçsuz kalması üzerine de kendisi bir iddianame düzenleyen bir savcının başvurusudur. Savcı, darbede meydana gelen olayların zamanaşımına uğrayacak olması nedeniyle hukukun üstünlüğü amacına hizmet ettiğini öne sürmüştür. Savcının görevden alınmasına kadar uzayan bu süreçle ilgili olarak Mahkeme, yaptığı ölçülülük değerlendirmesi kapsamında, özellikle hâkim ve savcıların ifade özgürlüğünün korunmasının gereğine ve bunun diğer yargı mensupları üzerinde yaratacağı caydırıcı etkiye vurgu yapmıştır. Sonuç olarak Mahkeme Sözleşme’nin 10. maddesinin ve bununla bağlantılı olarak 13. maddenin ihlâl edildiğine karar vermiştir(30). Özpınar v. Türkiye kararında ise özellikle kıyafetleri, ailesi ve çevresindeki bazı insanlarla olan ilişkileri ile yaptığı tatiller gibi özel ve aile hayatına ilişkin nedenlere dayanılarak hakkında disiplin soruşturması yürütülmüş bir savcı olan başvurucu, bu soruşturma neticesinde görevden uzaklaştırılmasına da neden olan bir disiplin cezası almıştır. Mahkeme, bu davada Sözleşme’nin 8. maddesindeki özel yaşama saygı hakkının ve bununla bağlantılı olarak 13. maddedeki etkili başvuru hakkının ihlâl edildiğine karar vermiştir(31). Görüldüğü üzere hâkimler ve savcılar hakkında yürütülen disiplin soruşturmaları hangi disiplin kararıyla sonuçlanırsa sonuçlansın, Mahkeme nezdinde tüm yönleriyle hassas bir şekilde incelenebilmektedir. Öyle ki bu konuda Kurulun yapısı ve itiraz usulü de dahil olmak üzere uyguladığı karar süreçleri, adil yargılama hakkı ve etkili başvuru hakkı çerçevesindeki usuli güvencelerin yanında, yargı bağımsızlığı ile hâkim ve savcılık teminatına da uygun olmalıdır(32). Sayfa 1295
Özellikle Görüşte açıkça eleştirilen ad hominem düzenlemelere ilişkin olarak ise, Türkiye’nin gündemindeki örneğin olağanüstü hal kanun hükmünde kararnameleri eliyle yapılmış doğrudan kişi ve kurumlara yönelik müdahaleler, Venedik Komisyonu tarafından hukuk devleti ilkesi bağlamında eleştirilmiştir(33). Bununla birlikte kanunların genelliği ilkesinin gereği olarak, bireysel ve subjektif işlemlerin kanunlarla yapılmasının hukuk devleti ilkesini zedelediği, Anayasa Mahkemesi (AYM) tarafından da vurgulanmaktadır(34). Bu nedenlerle Türkiye aleyhine verilebilecek olası ihlâl kararlarının ve hukuk devleti ilkesinin zarar görmesinin önüne geçebilmek adına, özellikle adil yargılanma hakkının ve bu kapsamda mahkemeye erişim hakkının etkin bir şekilde sağlanması önem arz etmektedir(35). Bu konuda ad hominem düzenlemelere karşı Mahkeme’nin Taraf Devletler’in uygulamalarına daha az müsamaha göstermesi yönündeki değişen yaklaşımı Görüşte ayrıca vurgulanmaktadır(36).
Türkiye’de anayasaya aykırı anayasa hükümleri tartışmasıyla ilgili olarak Anayasa Mahkemesi, 1961 Anayasası dönemindeki çeşitli kararlarında şekil denetiminin yanında esas bakımından da anayasaya uygunluk denetimi yapmaya kendini yetkili görmüştür(37). Ancak mevcut 1982 Anayasası, anayasa değişikliklerinin yalnızca şekil bakımından inceleneceği ve şekil denetiminin “teklif ve oylama çoğunluğuna ve ivedilikle görüşülemeyeceği şartına uyulup uyulmadığı hususları” ile sınırlı olduğunu düzenlemektedir(38). 1982 Anayasası sonrası 1961 Anayasası dönemindeki esas bakımından incelemeye yönelik içtihatlarını değiştiren Anayasa Mahkemesi, 2008 yılında verdiği istisna niteliğindeki bir kararında ise kamuoyunca “türban yasası” olarak Sayfa 1296 bilinen anayasa değişikliğini, Anayasa’nın değiştirilmesi teklif edilemez olan ilk üç maddesi bakımından laiklik ilkesine aykırı bularak iptal etmiştir(39).
Görüşte vurgulanan diğer bir husus da iç hukukta monist veya düalist sistem olarak yapılan ayrımın Mahkeme nezdinde bir önem teşkil etmediğidir(40). Bu teorik ayrımda Türkiye’nin pozisyonun ne olduğu tartışmalı olsa da bu konuda 1982 Anayasası’nda doğrudan kaynak niteliğinde olan düzenleme 90. maddede yer almaktadır(41). Bu maddenin 5. fıkrasına göre usulüne göre yürürlüğe konulan uluslararası antlaşmalar kanun hükmünde olup, bunlar hakkında Anayasa’ya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesi’ne başvurulamamaktadır. Aynı fıkraya 2004 yılında getirilen ek cümle ise yine usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin uluslararası antlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda, uluslararası antlaşma hükümlerinin esas alınacağını düzenlemiştir(42). Özellikle temel hak ve özgürlüklere ilişkin uluslararası antlaşmaların -kanunlar ve Anayasa göz önüne alındığında- nerede konumlanacağı üzerinde yoğunlaşan Türkiye’deki teorik tartışmalardan(43) bağımsız olarak Türkiye’deki uygulama, aşağıdaki başlıkta tekrar değerlendirileceği üzere, Mahkeme kararlarının doğrudan bir bağlayıcılığa sahip olduğu yönündedir(44). Dolayısıyla Baka v. Macaristan kararı ve Görüşteki vurgu, bu bağlayıcılığa özellikle anayasal düzeyde bir katkı sunmuştur. Sayfa 1297
4. Yazarın Görüşü
Yukarıdaki başlıklarda ilgili alanlarda belirtilen açıklamalardan başka, Baka v. Macaristan kararında vurgulanması gereken bir nokta, başvurucunun açıklamalarının mesleki ifade özgürlüğü içinde kabul edilmiş olmasıdır. Öyle ki başvurucunun Yüksek Mahkeme Başkanı, Ulusal Adalet Konseyi Başkanı ve hâkim sıfatlarıyla Macaristan’da yargı reformunun gündeme gelmesinden itibaren çeşitli tarihlerde ve parlamento ve gazete gibi farklı yerlerde yaptığı resmî ve resmî nitelikte olmayan açıklamalar, Mahkeme tarafından onun mesleğinin ve görevinin bir parçası olarak kabul edilmiştir. Bu açıklamaların özellikle Macar siyasiler tarafından yasamaya ve siyasete müdahale olarak değerlendirilmesi, Mahkeme’nin nezdinde etkili olmamıştır. Gerçekten de başvurucunun açıklamaları zaman zaman teknik hukuki çerçeveden ayrılarak bir eleştiriye dönüşse de Mahkeme bu eleştirilerin başka bir yargı mensubuna yöneltilmediğini ve devam eden bir yargılamaya ilişkin olmadığını, aksine hâkimlik teminatı ve yargı bağımsızlığı gibi genel olarak yargıyı etkileyen anayasal ve yasal reformlara ilişkin olduğunu, bu konuların toplum tarafından tartışılmasında kamu yararı bulunduğunu ve başvurucunun mesleki bir bakış açısından ayrılmadığını tespit etmiştir. Diğer yandan başvurucuya yapılan müdahalenin, yargıyı ve genel olarak yargı bağımsızlığını etkileyecek yasama faaliyetleri hakkında gelecekteki kamusal tartışmalara katılmak konusunda diğer tüm hâkimler ve mahkeme başkanları üzerinde caydırıcı bir etki oluşturacağı vurgulanmıştır. Bu kapsamda Mahkeme, hâkimlerin bakmakta olduğu davalarla ilgili “bağımsız hâkim” niteliğinin önemini kabul etmekle birlikte, yargı bağımsızlığı ve güçler ayrılığının büyüyen öneminin de altını çizmiştir(45). Dolayısıyla bu kararın, özellikle yargının bir sorunu hakkında kamuya açık olarak fikirlerini beyan eden veya bu kapsamda hükümeti eleştiren herhangi bir hâkim veya savcının ve hatta diğer yargı çalışanlarının başvurabileceği en önemli kararlardan biri olduğuna şüphe yoktur. Belirtilmelidir ki Mahkeme’nin Sözleşme’nin 10. maddesi uyarınca başvurucunun ifade özgürlüğünün ihlâl edildiğine yönelik kararı, henüz demokratik bir toplumda gereklilik ölçütü incelenmeden, meşru amaç ölçütü bakımından verilmiştir. Mahkeme’nin kararına göre söz konusu düzenlemeler, 10. maddenin 2. fıkrasındaki “yargı erkinin yetki ve tarafsızlığının güvence altına alınması” meşru amacına hiçbir şekilde hizmet etmemektedir(46). Çünkü başvurucunun açıklamalarının ve buna Sayfa 1298 yönelik yasama girişimlerinin içeriklerinden açıkça anlaşıldığı üzere, söz konusu yasama düzenlemelerinin yapılmasının nedeni, başvurucunun ifade özgürlüğünü kullanması sonucunda cezalandırılmasıdır.
Sözleşme’nin 6. maddesi bakımından verilen ihlâl kararında dikkat çeken husus ise başvurucunun parlamento tarafından seçilmiş bir görevde olmasına, Yüksek Mahkeme’de alt bir dairenin başkanı olarak hâkimlik yapmaya devam etmesine ve hatta başkanlık görevinin sona ermesinin bir anayasa maddesi gereği olmasına rağmen, başvurucunun mahkemeye erişim hakkının Mahkeme tarafından kabul edilmiş olmasıdır. Bu noktada Mahkeme, huzurdaki davayı diğerlerinden ayırarak hâkimlerin azledilemezliği ve yargı bağımsızlığı hakkındaki uluslararası antlaşmalar, ilkeler, Avrupa Konseyi araçları ve diğer uluslararası mahkeme içtihatlarının büyüyen önemini özellikle dikkate almıştır(47). Ayrıca ad hoc yasa hükümlerinin hukuk kurallarının genel niteliğine ve hukuk devleti ilkesine aykırı olduğunun altı çizilerek, devletlerin bu yasama aracını kullanmak suretiyle mahkemeye erişim hakkını engellemesi haksız görülmüştür(48). Bu husus, Görüşte ad hominem (kişilerin şahsına yönelik) terimi altında çok daha açık bir şekilde vurgulanmıştır(49). Eskelinen ölçütü bakımından değerlendirildiğinde ise, her ne kadar Görüşte aksi savunulsa da(50) başvurucunun mahkemeye erişememesinin Macaristan iç hukukunda açık bir şekilde reddedilmediği yönündeki Mahkeme değerlendirmesine katılmaktayım. Çünkü ilgili yasa ve anayasa hükümlerine bakıldığında, yeni düzenlemelerin yürürlüğe girmesiyle birlikte mevcut başkanlık görevinin sona ereceği söylenmekle yetinilmekte ve ayrıca bir yargı yolu yasağından bahsedilmemektedir. Her ne kadar pratik sonuç, Görüşte savunulduğu üzere başvurucu bakımından yargı yoluna başvuramamak olsa da bu anlamda Eskelinen ölçütünün ilk koşulu açıktır. Nitekim ölçütün ikinci koşulu bakımından yapılacak bir değerlendirmede, başvurucunun mahkemeye erişim hakkının kısıtlanmasının zaten objektif ve haklı bir nedene bağlanamayacağı açık olduğu için, her durumda mahkemeye erişim hakkının ihlâl edildiğine karar verilecektir. Sayfa 1299 Mahkeme, sözleşmeci Tarafların anayasalarından kaynaklanan müdahalelerin Sözleşme’ye uygunluğunu inceleme ve değerlendirme yetkisini bireysel başvuruya konu olan somut olay çerçevesinde kendisinde görmektedir. Bu konuda Mahkeme’nin geçmişten bugüne çeşitli kararları bulunmaktadır(51). Esasında, Baka v. Macaristan kararı, Mahkeme’nin bu yetkisini güçlü bir şekilde teyit etmekten ibarettir. Görüşte Sözleşme için Avrupa Anayasası terimini kullanmanın ise(52) mevcut durumda ancak bir benzetme niteliğinde olduğu söylenebilir. Belirtilmelidir ki Sözleşme düzeni, Taraf Devletler’e Sözleşme’de bulunan ve yalnızca onayladıkları Protokoller bakımından geçerli olan temel hak ve özgürlüklere ilişkin yükümlülükler getirmektedir. Yine Sözleşme düzeninin temel denetim yolu ve yaptırım mekanizması bireysel başvuru ve tazminat olup Mahkeme’nin bu kararları Taraf Devletler’in iç hukuk kurallarının düzenlenmesi, değiştirilmesi veya kaldırılması sonucunu doğrudan doğurmamaktadır. Ancak görüldüğü üzere türü ve seviyesi ne olursa olsun iç hukuktaki herhangi bir düzenlemeden kaynaklanan bir uygulamanın Sözleşme’ye uygunluğu, Mahkeme tarafından somut olay kapsamında değerlendirilerek ihlâl kararları verilebilmektedir. Üstelik bu ihlâlin tekrar etme ihtimaline karşı, Taraf Devletler için iç hukukta değişiklik yapma yükümlülüğü öngörülebilmektedir. Bu yetki, Sözleşme’nin “Kararların bağlayıcılığı ve infazı” başlıklı 46. maddesiyle gerçekçi bir uygulamaya sahiptir. Mahkeme kararlarında Taraf Devletler’in iç hukuklarında bir değişiklik yapmasına açık bir şekilde hükmedilmese dahi, bu değişiklikler başta -Sözleşme’nin 46. maddesinin 2. fıkrası uyarınca Mahkeme’nin kesinleşen kararlarının infazını denetleyecek olan- Bakanlar Komitesi olmak üzere Venedik Komisyonu ve Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi gibi Avrupa Konseyi araçlarıyla teşvik edilmekte ve Taraf Devletler bu doğrultuda yönlendirilmektedir. Öyle ki Baka v. Macaristan kararında da Mahkeme, Macaristan’ı -tazminat yaptırımının yanında- hem başvurucunun başkanlık görevine iadesi hem de benzer ihlâllerin tekrarlanmaması için iç hukukunda değişiklik yapmakla yükümlü tutmuştur. Bu değişiklikler Hükümetin takdirine göre ister anayasa isterse kanun seviyesinde olsun, Mahkeme’nin kararının uygulandığı konusunda Bakanlar Komitesi’ni tatmin edici nitelikte olmalıdır. Söz konusu bu iki yükümlülük, Mahkeme’nin çoğunluk kararının aksine, Görüşte çok daha açık bir şekilde belirtilmiştir(53). Dolayısıyla Sayfa 1300 Bakanlar Komitesi’nin, Sözleşme’nin 46. maddesi anlamında Yargıç Pinto de Albuquerque ve Yargıç Dmitry Dedov’un Görüşüne uygun bir şekilde hareket ettiği görülmektedir.
Sonuç olarak Sözleşme, diğer uluslararası sözleşmelere kıyasen sui generis bir yapıda olup sözleşmeci Tarafların, yargılama yetkisi altında olan kişilere karşı belli bir şekilde davranmasını gerektirmek ve aynı zamanda bunu denetlemek suretiyle onların iç hukuk düzenlerine etki emektedir(54). Mahkeme’nin verdiği kararların uygulanması, Sözleşme düzeninin devam edebilmesi için hayati bir önemdedir. Aksi halde, Görüşte de vurgulandığı üzere, Sözleşme ve onun yargısal denetim mekanizması olan Mahkeme’nin işlevi bir yanılsamadan ibaret kalacaktır(55). Sözleşme’nin ilgili maddeleri(56) Mahkeme içtihatları ve Görüşte belirtilen hususlardan ortaya çıkan pratik sonuç, Mahkeme kararlarının gereğinin sözleşmeci Taraflarca her koşulda yerine getirilmesi gerektiğidir(57). Ancak Mahkeme’nin Sözleşme’yi bütünsel, özerk ve dinamik bir şekilde yorumlayabilmesinin de bir sonucu olarak, Mahkeme kararlarının tüm Taraf Devletler’e eşit ve onlar tarafından etkin bir şekilde uygulanmasının önüne siyasi engeller ve çeşitli imkânsızlıklar çıkabilmektedir. Bu noktada Görüşün sonuç bölümünde belirtilen, yüksek insan hakları standartlarının sözleşmeci Taraflara eşit bir şekilde uygulanması yönündeki temenniye katılmaktayım. Diğer yandan önemli ve yüksek profilli kararların uygulanmasındaki başarısızlıkların, Mahkeme’nin otoritesini sarsarak O’nu Taraf Devletler’in saldırılarına açık bir hale getirdiği gözlemlenmektedir(58). Dolayısıyla, Mahkeme’nin temel içtihatları arasına giren ve her anlamda özel bir karar olan Baka v. Macaristan kararı, Sözleşme düzeninin gelecekte izleyeceği yolun belirlenmesi bakımından önemli duraklardan birini teşkil etmiştir. Sayfa 1301
KAYNAKÇA
KİTAP VE MAKALELER
Gözler, Kemal: Anayasa Hukukun Genel Teorisi, Cilt I, Bursa, Ekin, 2011.
Gözler, Kemal: Devletin Genel Teorisi, Güncelleştirilmiş ve Düzeltilmiş Sekizinci bs., Bursa, Ekin, 2017.
Gözübüyük, A. Şeref/ Gölcüklü, Feyyaz/ Saygılı, Abdurrahman: Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Uygulaması: Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi İnceleme ve Yargılama Yöntemi, Tamamen Yenilenmiş 12. Bası, Ankara, Turhan Kitabevi, 2019.
Kaboğlu, İbrahim Ö.: Anayasa Hukuku Dersleri (Genel Esaslar), Gözden Geçirilmiş ve Güncellenmiş 14. bs., İstanbul, Legal, 2019.
Kahn, Jeffrey: “The Relationship between the European Court of Human Rights and the Constitutional Court of the Russian Federation: Conflicting Conceptions of Sovereignty in Strazburg and St Petersburg”, The European Journal of International Law, C. 30 No. 3, 11 Aralık 2019, s. 933–959.
Özbudun, Ergun: Türk Anayasa Hukuku, 2017 Anayasa değişikliklerine göre gözden geçirilmiş 19. Basım, Ankara, Yetkin, 2019.
Rainey, Bernadette/ Wicks, Elizabeth/ Ovey, Clare: Jacobs., White & Ovey: The European Convention on Human Rights, 7. bs., Oxford, Oxford University Press, 2017.
İNTERNET KAYNAKLARI
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Kararları İnfaz Departmanı, (Çevrimiçi) https://www.coe.int/en/web/execution/home, 2 Aralık 2019.
Bakanlar Komitesi, Anchugov ve Gladkov v. Rusya, Kararlar-İcra, 25 Eylül 2019, (Çevrimiçi) http://hudoc.echr.coe.int/eng?i=001-196634, 2 Aralık 2019.
Bakanlar Komitesi, Baka v. Macaristan, Pending- Enhanced Procedure, (Çevrimiçi) http://hudoc.exec.coe.int/eng?i=004-10859, 1 Ekim 2020. Sayfa 1302
Bakanlar Komitesi, Demicoli v. Malta, Kararlar-İcra, 11 Eylül 1995, (Çevrimiçi) http://hudoc.echr.coe.int/eng?i=001-55632, 2 Aralık 2019.
Bakanlar Komitesi, OAO Neftyanaya Kompaniya Yukos v. Rusya, Pending- Enhanced Procedure, (Çevrimiçi) http://hudoc.exec.coe.int/eng?i=004-14112, 1 Ekim 2020.
Bakanlar Komitesi, Open Door ve Dublin Well Woman v. İrlanda, Kararlar-İcra, 26 Haziran 1996, (Çevrimiçi) http://hudoc.echr.coe.int/eng?i=001-55824, 2 Aralık 2019.
Bakanlar Komitesi, Sejdić ve Finci v. Bosna Hersek, Pending- Enhanced Procedure, (Çevrimiçi) http://hudoc.exec.coe.int/eng?i=004-3141, 2 Aralık 2019.
Bakanlar Komitesi, Türkiye Birleşik Komünist Partisi ve Diğerleri v. Türkiye, Kararlar-İcra, 20 Haziran 2007, (Çevrimiçi) http://hudoc.echr.coe.int/eng?i=001-81572, 2 Aralık 2019.
Venedik Komisyonu, Görüş No. 832/2015, CDL-AD(2016)016, 13 Haziran 2016, para. 2, (Çevrimiçi) https://www.venice.coe.int/webforms/documents/default.aspx?pdffile=CDL-AD(2016)016-e, 1 Ekim 2020.
Venedik Komisyonu, Görüş No. 865/2106, CDL-AD(2016)037, 12 Aralık 2016, para. 211, (Çevrimiçi) https://www.venice.coe.int/webforms/documents/default.aspx?pdffile=CDL-AD(2016)037-tur, 2 Aralık 2019.
Venedik Komisyonu, Görüş No. 931/2020, CDL-AD(2020)009, 18 Haziran 2020, (Çevrimiçi) https://www.venice.coe.int/webforms/documents/default.aspx?pdffile=CDL-AD(2020)009-e, 1 Ekim 2020.
Venedik Komisyonu, Görüş No. 992/2020, CDL-REF(2020)066, 9 Eylül 2020, (Çevrimiçi) https://www.venice.coe.int/webforms/documents/?pdf=CDL-REF(2020)066-e, 1 Ekim 2020.
MAHKEME KARARLARI VE MEVZUAT
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu, R.G. No. 17580, 20 Ocak 1982
2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu, R.G. No. 17971, 26 Şubat 1983.
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu, R.G. No. 25673, 17 Aralık 2004.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu, R.G. No. 27836, 4 Şubat 2011. Sayfa 1303
Albayrak v. Türkiye, No. 38406/97, 31 Ocak 2008.
Anchugov ve Gladkov v. Rusya, No. 11157/04 ve 15162/05, 4 Temmuz 2013.
AYM, E. 1970/41, K. 1971/37, K.T. 13/4/1971.
AYM, E. 1973/19, K. 1975/87, K.T. 15/4/1975.
AYM, E. 2008/16, K. 2008/116, K.T. 5/6/2008.
AYM (İkinci Bölüm), Mehmet Güçlü ve Ramazan Erdem, B. No. 2015/7942, 28/5/2019.
Baka v. Macaristan [BD], No. 20261/12, 23 Haziran 2016.
Demicoli v. Malta, No. 13057/87, 27 Ağustos 1991.
Karaçay v. Türkiye, No. 6615/03, 27 Mart 2007.
Kayasu v. Türkiye, No. 64119/00 ve 76292/01, 13 Kasım 2008.
OAO Neftyanaya Kompaniya Yukos v. Rusya [Ana karar], No. 14902/04, 20 Eylül 2011.
OAO Neftyanaya Kompaniya Yukos v. Rusya [Adil Tazmin], No. 14902/04, 31 Temmuz 2014.
Open Door ve Dublin Well Woman v. İrlanda, No. 14234/88, 14235/88, 29 Ekim 1992.
Özpınar v. Türkiye, No. 20999/04, 19 Ekim 2010.
Rusya Anayasa Mahkemesi, No. 1-П/2017, 19 Ocak 2017, (Çevrimiçi), https://search.coe.int/cm/Pages/result_details.aspx?ObjectID=09000016806f5ff4, 1 Ekim 2020.
Rusya Anayasa Mahkemesi, No. 12-П/2016, 19 Nisan 2016. Karar için bkz. Venedik Komisyonu, Görüş No. 832/2016, CDL-REF(2016)033, 6 Mayıs 2016, (Çevrimiçi) https://www.venice.coe.int/webforms/documents/default.aspx?pdffile=CDL-REF(2016)033-e, 1 Ekim 2020.
Sejdić ve Finci v. Bosna Hersek [BD], No. 27996/06 ve 34836/06, 22 Aralık 2009.
Türkiye Birleşik Komünist Partisi ve Diğerleri v. Türkiye [BD], No. 133/1996/752/951, 30 Ocak 1998.
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası, R.G. No. 17863, 9 Kasım 1982 (“1982 Anayasası”).
Vilho Eskelinen ve Diğerleri v. Finlandiya [BD], No. 63235/00, 19 Nisan 2007. Sayfa 1304
Dipnotlar
- *
Araştırma Görevlisi, Türk-Alman Üniversitesi Hukuk Fakültesi Anayasa Hukuku Anabilim Dalı, (ORCID: 0000-0002-1118-4103).
- (1)
Başvurucunun 8 Nisan 2015 tarihinde sunduğu yazılı görüşlerinin 22. paragrafı.
- (2)
25 Kasım 1993, Series A No. 279-B. Bkz. Kararın 107. paragrafı.
- (3)
Böyle bir olasılık, anayasa hukuku literatüründe tartışılmaktadır. Örneğin bakınız: Almanya’da, Otto Bachof’un ufuk açan Verfassungswidrige Verfassungsnormen?, Tübingen: J C. B. Mohr (Paul Siebeck), 1951, ve Gottfried Dietze, “Unconstitutional Constitutional Norms? Constitutional Development in Postwar Germany”, Virginia Law Review, C. 42, No. 1 (Jan., 1956), s. 1-22; ve Avrupa’nın dışından genel bir bakış için, Aharon Barak, “Unconstitutional Constitutional Amendments”, Israel Law Review, C. 44 (2011): s. 321-341, ve Yaniv Roznai, Unconstitutional Constitutional Amendments: A Study of the Nature and Limits of Constitutional Amendment Powers, London School of Economics and Political Science, 2014.
- (4)
Bu tartışmaya ilişkin açıklamaların bir özeti için bakınız, “Keeping the guardian under control: The case of Hungary”, Krisztina Kovács’ın Raporu, 25 Temmuz 2013, CDL-JU(2013)006; Gábor Halmai, “Unconstitutional Constitutional Amendments. Constitutional Courts as Guardians of the Constitution?”, Constellations, 2 (2012), s. 182-203; ve çok ilginç bir araştırma makalesi, “Analysis of the Performance of Hungary’s ‘one-party elected’ Constitutional Court Judges between 2011 and 2014”, Eötvös Károly Institute tarafından, the Hungarian Civil Liberties Union ve the Hungarian Helsinki Committee, 2014, çevrimiçi ulaşılabilir. Özellikle yeni anayasa hükümlerinin, Macaristan’daki hukukun üstünlüğü ve yargı bağımsızlığı anayasal ilkeleriyle uyumluluğu için ayrıca bakınız, CDL-AD(2011)016-e, Venedik Komisyonu tarafından 87. Genel Kurul toplantısında kabul edilmiş Macaristan’ın yeni Anayasası hakkında Görüş (Venedik, 17-18 Haziran 2011), para. 140; CDL-AD(2013)012 Venedik Komisyonunun Macaristan Temel Yasa’sının Dördüncü Değişikliği hakkındaki 720/2013 No.lu görüşü, Strazburg 17 Haziran 2013, para 115; ve CDL-AD(2012)001, Görüş: Opinion on Act CLXII of 2011 on the Legal Status and Remuneration of Judges and Act CLXI of 2011 on the Organisation and Administration of Courts of Hungary, Venedik Komisyonu tarafından 90. Genel Kurul toplantısında kabul edilmiştir (Venedik, 16-17 Mart 2012), para. 118; CDL-AD(2012)020, Görüş: Opinion on the Cardinal Acts on the Judiciary that were amended following the adoption of Opinion CDL-AD(2012)001 on Hungary, Venedik Komisyonu Tarafından 92. Genel Kurul toplantısında kabul edilmiştir (Venedik, 12-13 Ekim 2012), para. 88.
- (5)
Karar No. 45/2012. (XII. 29.) Macaristan Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi [AB] (item IV.7), ABK Ocak 2013, 2, 29), ve Karar No. 166/2011. (XII. 20.) Macaristan Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi [AB], ABH 2011, 545.
- (6)
1814 Norveç Anayasası’nın 112. maddesi, 1947 İtalyan Anayasası’nın 139. maddesi, 1949 Alman Temel Yasası’nın 79 (3) maddesi, 1958 Fransız Anayasası’nın 89. maddesi, 1976 Portekiz Anayasasının 288. maddesi ve 1982 tarihli Türkiye Anayasası’nın 4. maddesinde olduğu gibi.
- (7)
Bkz. Karar No. 22/2012. (V. 11.) Macaristan Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi [AB], ABK Haziran 2012, 94, 97: “Anayasa Mahkemesi, Temel Yasa yürürlüğe girmeden önce verdiği eski kararlarında yer alan anayasal soruna ilişkin hükme bağlanmış argümanları, yeni davalarında kullanabilir; ancak bu durum, önceki Anayasa’da yer alan hükümlerle aynı ya da benzer içeriğe sahip olan somut hükümler ve Temel Yasa’nın yorum kuralları temelinde mümkündür. … Anayasa Mahkemesi’nin, Temel Yasa’da da değiştirilmemiş olan bu temel değerler, insan hakları, özgürlükler ve anayasal kurumlara uygun olarak vardığı sonuçlar, geçerli olmaya devam etmektedir.”
- (8)
Bkz. İşbu [Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM)] kararın 55. paragrafı.
- (9)
Bkz. İşbu [AİHM] kararın 56. paragrafı.
- (10)
Macar Mali Denetim Kurumu (No. 7/2004. (III.24.) AB), Macar Enerji Kurumu (No. 5/2007. (II.27.) AB) ve Macar Rekabet Kurumu’na (183/2010. (X.28.) AB) ilişkin kararlar. Örneğin 5/2007 No.lu Kararda, Anayasa Mahkemesi, söz konusu Kurum’un yeniden örgütlenmediğini, başkan ve başkan yardımcısı makamlarının kaldırılmamakla birlikte yalnızca yetkilerinin değiştirildiğini belirtmiştir.
- (11)
Yukarıda geçen Karar, No. 7/2004. (III.24.) AB.
- (12)
Yukarıda geçen Karar, No. 183/2010. (X.28) AB.
- (13)
Bu değişikliklerin kritiği için bkz. Görüş No. 720/2013, yukarıda geçen, para. 88-108. Macar Hükümetinin konumu, Macar anayasal çerçevesindeki tüm anayasal hükümlerin eşit düzeyde olduğunu savunan Alman bir bilim adamının hukuki görüşüne dayanıyordu ve bu nedenle, anayasaya aykırı anayasa normlarının varlığını ve Anayasa Mahkemesi’nin anayasa hükümlerini esasa ilişkin olarak bir anayasallık incelemesinden geçirme olasılığını reddetmekteydi; buna karşın, Alman bilim adamı, “insan onurunun korunması” ilkesini riske atacak bir anayasa değişikliği durumunda böyle bir olasılığı kabul etmiştir. Grundsatz vom Schutz der Menschenwürde (Rechtsgutachten zur Verfassungs- und Europarechtskonformität der Vierten Verfassungsnovelle zum ungarischen Grundgesetz vom 11./25. März 2013, Prof. Rupert Scholz, Berlin, 18 Nisan 2013).
- (14)
Karar No. 12/2013 (V.24) AB, Macaristan Anayasa Mahkemesi.
- (15)
Bkz. Yukarıda geçen, Krisztina Kovács’ın Hindistan Yüksek Mahkemesi örneğine atıfta bulunan raporu.
- (16)
Bkz. Vistiņš and Perepjolkins v. Latvia [GC (Büyük Daire)], No. 71243/01, 25 Ekim 2012.
- (17)
Gustave Radbruch, “Fünf Minuten Rechtsphilosophie”, Rhein-Neckar-Zeitung, 12 Eylül 1945, ve İngilizce “Five Minutes of Legal Philosophy” (1945), Oxford Journal of Legal Studies, C. 26, No. 1, 2006, s. 13-15.
- (18)
Örneğin, Campbell and Fell v. the United Kingdom, No. 7819/77 ve 7878/77, 28 Haziran 1984, para. 80; Cooper v. the United Kingdom, No. 48843/99, 16 Aralık 2003, para. 118; ve Fruni v. Slovakia, No. 8014/07, para. 145, 21 Haziran 2011.
- (19)
Yukarıda geçen Karar, No. 45/2012, ayrıca bkz. Karar No. 166/2011. (XII. 20.) Macaristan Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi [AB], ABH 2011, 545. Örneğin, Fransız Conseil d’Etat, 27 Mayıs 1949 tarihli Véron-Réville davasındaki kararından bu yana, hâkimlerin bireysel bir azledilemezlik hakkı olduğunu kabul etmektedir (Bkz. Gazette du Palais, 10 Haziran 1949, s. 34-36).
- (20)
Macaristan’ın düalist sistemi için bkz. Uluslararası insan hakları antlaşmalarının iç hukukta uygulanması ve mahkemelerin rolü hakkında Rapor, Venedik Komisyonu tarafından 100. genel kurul toplantısında kabul edilmiştir (Roma, 10-11 Ekim 2014), CDL-AD(2014)036, para. 22; Nóra Chronowski ve Erzsébet Csatlós, “Judicial Dialogue or National Monologue? The International Law and Hungarian Courts”, ELTE Law Journal, 2013-1, s. 7-29; Nóra Chronowski, Timea Drinóczi and Ildikó Ernszt, “Hungary”, in Dinah Shelton (ed.), International Law and Domestic Legal Systems, Incorporation, Transformation and Persuasion, Oxford, OUP, 2011, s. 259-287; ve Anneli Albi, EU Enlargement and the Constitutions of Central and Eastern Europe, Cambridge, CUP, 2005, s. 82-87. Fakat “genel olarak kabul edilmiş uluslararası hukuk kuralları”, Temel Yasa’nın Q (3) maddesi uyarınca Macaristan iç hukuk düzeninde doğrudan uygulanmaktadır. Anayasa Mahkemesi’ne göre “genel olarak kabul edilmiş uluslararası hukuk kuralları” ifadesi hem 1949 Anayasası hem de 2011 Temel Yasa’sında kullanılmış olup bu ifade evrensel teamüli uluslararası hukuku, üstün normları (ius cogens) ve uygar uluslar tarafından tanınan hukukun genel ilkelerini kapsamaktadır (bkz. Karar No. 30/1998. (VI. 25.) Macaristan Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi [AB], ABH 1998, 220).
- (21)
Böylece, Avrupa insan hakları hukuku açısından bakıldığında, monist ve düalist ülkeler olarak yapılan ayrım “yanlış bir problem”dir. Andrew Drzemczewski’nin mükemmel yazısı için bkz. “Les faux débats entre monisme et dualisme - droit international et droit français: l’exemple du contentieux des droits de l’homme”, Boletim da sociedade brasileira de direito internacional’da, Ano 51, Nos. 113/118 (Ocak/Aralık 1998), s. 100. Yazar şu aydınlatıcı sözleri de eklemiştir: “Bakanlar Komitesi … Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının uygulanmasını denetlerken, o devletin monist veya düalist olduğu ya da söz konusu devletin AİHS’nin hükümlerini kendi iç hukuk kurallarına dahil edip etmediği hususu, hiçbir zaman dikkate alınmaz”(alıntı yapılan yazar altını çizmiştir).
- (22)
Bu görüş, Büyük Daire’ye sunulan dilekçede ifade edilmiştir.
- (23)
Temmuz Monarşisi zamanında Başsavcı olan Dupin’in sözü burada hatırlatılabilir: “Un juge qui craint pour sa place ne rend plus la justice” [Yeri için korkan bir yargıç artık adalet veremez], (alıntılanan kaynak: Marcel Rousselet, Histoire de la magistrature française des origines à nos jours, C. 2, Plon, Paris, s. 174).
- (24)
Bu görüş, Büyük Daire’de sunulan dilekçelerde ifade edilmiştir.
- (25)
Bkz. kararın 150. paragrafı.
- (26)
Bkz. kararın 149. paragrafı.
- (27)
Bkz. kararın 59. paragrafı.
- (28)
1949 Avrupa Konseyi Statüsü, madde 1, paragraf b.
- (29)
Bununla ilgili olarak, inter alia, bkz. Greer and Wildhaber, “Revisiting the debate about ‘constitutionalising’ the ECtHR”, Human Rights Law Review 12:4 (2012), s. 655-687; De Londras, “Dual Functionality and the persistent frailty of the European Court of Human Rights”, European Human Rights Law Review, issue 1 (2013), s. 38-46; Arnold, “National and supranational constitutionalism in Europe”, New Millennium constitutionalism: paradigms of reality and challenges, Harutyunyan (ed.), 2013, s. 121-134; Sweet, “Sur la constitutionnalisation de le Convention européenne des droits de l’homme: cinquante ans après son installation, la Cour européenne des droits de l’homme conçue comme une Cour constitutionnelle”, Revue trimestrielle des droits de l’homme (2009), s. 923-944; Levinet, “La Convention européenne des droits de l’homme, socle de la protection des droits de l’homme dans le droit constitutionnel européen”, Études: le droit constitutionnel européen, quel droit constitutionnel européen? Gaudin, Annuaire de droit européen, C.6 (2008), s. 89-123; Costa, “La Cour européenne des droits de l’homme est-elle une cour constitutionnelle?”, Mélanges en l’honneur de Jean Gicquet, Montchrestien (ed.), 2007, s. 1-15; Greer, The European Convention on Human Rights. Achievements, Problems and Prospects, Cambridge University Press, 2006, s. 172-173, 195; Wildhaber, “The role of the European Court of Human Rights: an Evaluation”, Mediterranean Journal of Human Rights, 8 (2004), s. 9-29; Alkema, “The European Convention as a constitution and its court as a constitutional court”, Protection des droits de l’homme, Mélanges à la mémoire de Rolv Ryssdal, Paul Mahoney et al., (eds.), Carl Heymanns Verlag KG, Köln, 2000, s. 541-563 ; Flauss, “La Cour européenne des droits de l’homme est-elle une cour constitutionnelle?”, La Convention européenne des droits de l’homme: développements récents et nouveaux défis, Bruylant, Brussels, 1997, s. 68-92; and Schokkenbroek, “Judicial review by the European Court of Human Rights: constitutionalism at European level”, Judicial control: comparative essays on judicial review, Bakker et al., Antwerpen-Apeldoorn, Maklu, 1995, s. 153-165.
- (30)
Bkz. Anchugov and Gladkov v. Russia, No. 11157/04 ve 15162/05, para. 50, 4 Temmuz 2013; Sejdić and Finci v. Bosnia and Herzegovina [GC], No. 27996/06 ve 34836/06, para. 40-41, 54, AİHM 2009; Dumitru Popescu v. Romania (No. 2), No. 71525/01, para. 103, 26 Nisan 2007; ve United Communist Party of Turkey and Others v. Turkey, 30 Ocak 1998, para. 29, Reports of Judgments and Decisions 1998 I. Benzer ilkeler Amerikan İnsan Hakları Sözleşmesi kapsamında, Amerikalılararası İnsan Hakları Mahkemesi tarafından, özellikle şu davadan itibaren belirlenmiştir: “The Last Temptation of Christ” (Olmedo-Bustos et al.) v. Chile, Merits, Reparations, and Costs, Judgment, 5 Şubat 2001 (bkz. Mac Gregor, “The Constitutionalization of International law in Latin America, Conventionality Control, The New doctrine of the Inter-American Court of Human Rights”, AJIL Unbound’da, 1 Kasım 2015, ve burada belirtilen içtihat).
- (31)
Loizidou v. Turkey (ilk itirazlar) No. 15318/89, para. 75, 23 Mart 1995, Series A No. 310. Macaristan Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi’nin [AB] 61/2011. (VII. 13.) No.lu (ABH 2011, 290, 321) kararına göre Anayasa Mahkemesi, önceki emsal kararlarına dayandırmasa bile Pacta sunt servanda ilkesinin neticesi olarak Mahkeme’nin içtihadına uymalıdır. Bunun bir örneği: Karar No. 4/2013. (II. 21.) Macaristan Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi [AB], ABH 2013, 188-211 olup Mahkeme’nin Vajnai v. Hungary adlı ve 33629/06 No.lu beş köşeli kızıl yıldızın kullanımının suç sayılması hakkında vermiş olduğu kararla uyumludur. Ayrıca alt mahkemeler de bu tutumun mükemmel örneklerini sunmuştur, örneğin Budapeşte-Başkent Bölgesel Temyiz Mahkemesi tarafından Macar Muhafızları davasında verilen dikkat çekici 5.Pf.20.738/2009/7 No.lu karar böyledir.
- (32)
Amerikalılararası İnsan Hakları Mahkemesi, yargı bağımsızlığının hem kişisel-öznel hem de kurumsal-nesnel yönlerini düzenli olarak vurgulamış ve bu ikincisi ile “hukuk devleti ve demokratik düzenin esaslı unsurları” arasında yakın bir bağ kurmuştur. (Supreme Court of Justice (Quintana Coello et al.) v. Ecuador, Inter-Am. Ct. H.R. (ser. C.) No. 266, para. 154, 23 Ağustos 2013).
- (33)
Barrios Altos Davası, 30 Kasım 2001 kararı, Inter-Am Ct. H.R. (Ser. C) No. 87, para. 44 (2001), bu davayı şunlar takip etmiştir, inter alia, Case of Almonacid Arellano et al v. Chile, del Rosario Gómez Olivares and others (Almonacid Arellano adına) v. Chile, Preliminary Objections, Merits, Reparations and Costs, IACHR Series C No 154, para. 119, (2006).
- (34)
Bkz., mutatis mutandis, Oleksandr Volkov v. Ukraine, No. 21722/11, para. 208, 9 Ocak 2013.
- (35)
Amerikalılararası İnsan Hakları Mahkemesi’nin haklı bir şekilde işaret ettiği üzere, insan hakları ihlâlleri, oyları demokratik ve yüksek bir orana sahip olsa dahi, siyasi çoğunluğun oylarıyla aklanamaz. (Gelman v. Uruguay, Merits, Reparations and Costs, Judgment, Inter-Am. Ct. H.R. (ser. C.) No. 221, paragraflar 238-239, 24 Şubat 2011).
- (1)
Baka v. Macaristan [BD], No. 20261/12, 23 Haziran 2016, para. 32.
- (2)
Vilho Eskelinen ve Diğerleri v. Finlandiya [BD], No. 63235/00, 19 Nisan 2007.
- (3)
Baka v. Macaristan [BD], No. 20261/12, 23 Haziran 2016, Yargıçlar Pinto de Albuquerque ve Dedov’un Ortak Mutabık Görüşü, para. 23, 25.
- (4)
Demicoli v. Malta, No. 13057/87, 27 Ağustos 1991.
- (5)
Bakanlar Komitesi, Demicoli v. Malta, Kararlar-İcra, 11 Eylül 1995, (Çevrimiçi) http://hudoc.echr.coe.int/eng?i=001-55632, 2 Aralık 2019. Ayrıca Malta Hükümeti, Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fıkrasının ihlâlinden kaynaklanan tazminatı ödemiştir.
- (6)
Open Door ve Dublin Well Woman v. İrlanda, No. 14234/88, 14235/88, 29 Ekim 1992.
- (7)
Bakanlar Komitesi, Open Door ve Dublin Well Woman v. İrlanda, Kararlar-İcra, 26 Haziran 1996, (Çevrimiçi) http://hudoc.echr.coe.int/eng?i=001-55824, 2 Aralık 2019.
- (8)
Sejdić ve Finci v. Bosna Hersek [BD], No. 27996/06 ve 34836/06, 22 Aralık 2009.
- (9)
Bakanlar Komitesi, Sejdić ve Finci v. Bosna Hersek, Pending- Enhanced Procedure, (Çevrimiçi) http://hudoc.exec.coe.int/eng?i=004-3141, 2 Aralık 2019.
- (10)
Anchugov ve Gladkov v. Rusya, No. 11157/04 ve 15162/05, 4 Temmuz 2013.
- (11)
Anchugov ve Gladkov v. Rusya, No. 11157/04 ve 15162/05, 4 Temmuz 2013, para. 48-49.
- (12)
Anchugov ve Gladkov v. Rusya, No. 11157/04 ve 15162/05, 4 Temmuz 2013, para. 111.
- (13)
Bakanlar Komitesi, Anchugov ve Gladkov v. Rusya, Kararlar-İcra, 25 Eylül 2019, (Çevrimiçi) http://hudoc.echr.coe.int/eng?i=001-196634, 2 Aralık 2019.
- (14)
Bu düzenleme hakkındaki açıklamalar ve eleştiriler için bkz. Venedik Komisyonu, Görüş No. 832/2015, CDL-AD(2016)016, 13 Haziran 2016, para. 2, (Çevrimiçi) https://www.venice.coe.int/webforms/documents/default.aspx?pdffile=CDL-AD(2016)016-e, 1 Ekim 2020.
- (15)
Venedik Komisyonu, Görüş No. 931/2020, CDL-AD(2020)009, 18 Haziran 2020, s. 7, (Çevrimiçi) https://www.venice.coe.int/webforms/documents/default.aspx?pdffile=CDL-AD(2020)009-e, 1 Ekim 2020. Kararın tamamı için bkz. Rusya Anayasa Mahkemesi, No. 12-П/2016, 19 Nisan 2016. Karar için bkz. Venedik Komisyonu, Görüş No. 832/2016, CDL-REF(2016)033, 6 Mayıs 2016, (Çevrimiçi) https://www.venice.coe.int/webforms/documents/default.aspx?pdffile=CDL-REF(2016)033-e, 1 Ekim 2020.
- (16)
OAO Neftyanaya Kompaniya Yukos v. Rusya [Ana karar], No. 14902/04, 20 Eylül 2011.
- (17)
OAO Neftyanaya Kompaniya Yukos v. Rusya [Ana karar], No. 14902/04, 20 Eylül 2011, para. 671 ve hükmün 10. maddesi.
- (18)
OAO Neftyanaya Kompaniya Yukos v. Rusya [Adil Tazmin], No. 14902/04, 31 Temmuz 2014.
- (19)
Bakanlar Komitesi, OAO Neftyanaya Kompaniya Yukos v. Rusya, Pending- Enhanced Procedure, (Çevrimiçi) http://hudoc.exec.coe.int/eng?i=004-14112, 1 Ekim 2020.
- (20)
Rusya Anayasa Mahkemesi, No. 1-П/2017, 19 Ocak 2017, (Çevrimiçi), https://search.coe.int/cm/Pages/result_details.aspx?ObjectID=09000016806f5ff4, 1 Ekim 2020. Rusya Adalet Bakanlığının başvurusu üzerine özel olarak Yukos kararı için verilen bu kararda özetle, Mahkeme’nin bulgularının aksine, vergi cezalarına ilişkin yasal sürelerin kurallara uygun hareket etmeyen vergi mükellefleri için uygulanamayacağı, başvurucunun aleyhine alınan kararların öngörülebilir olduğu, Mahkeme tarafından hükmedilen tazminatın ödenmesi halinde bunun vergilendirme alanındaki anayasal eşitlik ve adalet ilkelerine aykırı olacağı belirtilmiştir. Bununla birlikte Rusya Anayasa Mahkemesi, Rusya’nın ödemenin devlet fonlarından yapılmadığı ölçüde, şirketin ve yönetiminin eylemleri sonucunda mali zarara uğrayan bazı eski hissedarlara ödeme yapmayı kabul etme olasılığını dışlamamıştır.
- (21)
Bu konuda Rusya Anayasası’nın 79. maddesine ilişkin yapılan değerlendirmeler için bkz. Bakanlar Komitesi, OAO Neftyanaya Kompaniya Yukos v. Rusya, Pending- Enhanced Procedure, (Çevrimiçi) http://hudoc.exec.coe.int/eng?i=004-14112, 1 Ekim 2020; Venedik Komisyonu, Görüş No. 931/2020, CDL-AD(2020)009, 18 Haziran 2020, para. 47 ve devamı, (Çevrimiçi) https://www.venice.coe.int/webforms/documents/default.aspx?pdffile=CDL-AD(2020)009-e, 1 Ekim 2020. Rusya tarafından sunulan değiştirilecek Anayasa maddeleri için bkz. Venedik Komisyonu, Görüş No. 992/2020, CDL-REF(2020)066, 9 Eylül 2020, (Çevrimiçi) https://www.venice.coe.int/webforms/documents/?pdf=CDL-REF(2020)066-e, 1 Ekim 2020.
- (22)
Jeffrey Kahn, “The Relationship between the European Court of Human Rights and the Constitutional Court of the Russian Federation: Conflicting Conceptions of Sovereignty in Strazburg and St Petersburg”, The European Journal of International Law, C. 30 No. 3, 11 Aralık 2019, (933–959) s. 958.
- (23)
Türkiye Birleşik Komünist Partisi ve Diğerleri v. Türkiye [BD], No. 133/1996/752/951, 30 Ocak 1998.
- (24)
Bakanlar Komitesi, Türkiye Birleşik Komünist Partisi ve Diğerleri v. Türkiye, Kararlar-İcra, 20 Haziran 2007, (Çevrimiçi) http://hudoc.echr.coe.int/eng?i=001-81572, 2 Aralık 2019. Benzer şekilde Karaçay v. Türkiye davası neticesinde 1982 Anayasası’nın 129. maddesinin değişik üçüncü fıkrası ve 51. maddesinin dördüncü (mülga) fıkrası, 7 Mayıs 2010 tarihli değişikliklerle Sözleşme’ye uygun hale getirilmiştir. Bkz. Karaçay v. Türkiye, No. 6615/03, 27 Mart 2007; Türkiye Cumhuriyeti Anayasası, R.G. No. 17863, 9 Kasım 1982 (“1982 Anayasası”).
- (25)
Başvurucunun görevine iadesi bakımından, Komitenin kararında belirtilen fiili imkânsızlık, bunun yerine getirilmesini engellemiştir. Özellikle, başvurucunun görevine dönememesi nedeniyle iç hukukta ek bir tazminat talebinde bulunmamasını da dikkate alan Komitenin, böyle bir talep olduğunda Hükümeti bu ek tazminatı da ödemekle yükümlü tutabileceği varsayılabilir.
- (26)
Bakanlar Komitesi, Baka v. Macaristan, Pending- Enhanced Procedure, (Çevrimiçi) http://hudoc.exec.coe.int/eng?i=004-10859, 1 Ekim 2020. Sözleşmeci Tarafların devam eden infaz denetimleri de dahil olmak üzere güncel durumları için ayrıca bkz. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Kararları İnfaz Departmanı, (Çevrimiçi) https://www.coe.int/en/web/execution/home, 1 Ekim 2020.
- (27)
Bkz. 1982 Anayasası’nın 159(10). maddesi ve 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu’nun 73(5). maddesi. Bkz. 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu, R.G. No. 17971, 26 Şubat 1983.
- (28)
Ancak silahlı kuvvetler mensupları ile hâkimler ve savcılar hakkındaki hükümler, meslekten çıkarma cezası bakımından saklı kalmaya devam etmiştir. Bkz. 1982 Anayasası’nın 129. maddesi.
- (29)
Albayrak v. Türkiye, No. 38406/97, 31 Ocak 2008.
- (30)
Kayasu v. Türkiye, No. 64119/00 ve 76292/01, 13 Kasım 2008.
- (31)
Özpınar v. Türkiye, No. 20999/04, 19 Ekim 2010.
- (32)
Bu konuda Mahkeme kararlarına da yansıdığı üzere belirleyici olan Kurulun yapısı, en son 2010 ve 2017 yıllarında 1982 Anayasası’nın 159. maddesinde yapılan düzenlemelerle değişikliğe uğramıştır.
- (33)
Venedik Komisyonu, Görüş No. 865/2106, CDL-AD(2016)037, 12 Aralık 2016, para. 211, (Çevrimiçi) https://www.venice.coe.int/webforms/documents/default.aspx?pdffile=CDL-AD(2016)037-tur, 2 Aralık 2019.
- (34)
AYM (İkinci Bölüm), Mehmet Güçlü ve Ramazan Erdem, B. No. 2015/7942, 28/5/2019, para. 50.
- (35)
Bu husus Baka v. Macaristan kararında, ifade özgürlüğü ve mahkemeye erişim hakkıyla bağlantılı olarak değerlendirilmiştir.
- (36)
Baka v. Macaristan [BD], No. 20261/12, 23 Haziran 2016, Yargıçlar Pinto de Albuquerque ve Dedov’un Ortak Mutabık Görüşü, para. 14.
- (37)
AYM, E. 1970/41, K. 1971/37, K.T. 13/4/1971; AYM, E. 1973/19, K. 1975/87, K.T. 15/4/1975.
- (38)
Anayasa’nın 148(1). maddesi: “Anayasa Mahkemesi, (…) Anayasa değişikliklerini ise sadece şekil bakımından inceler ve denetler”. Şekil denetiminin nasıl olacağına ilişkin madde için bkz. Anayasa’nın 148(2). maddesi.
- (39)
AYM, E. 2008/16, K. 2008/116, K.T. 5/6/2008.
- (40)
Baka v. Macaristan [BD], No. 20261/12, 23 Haziran 2016, Yargıçlar Pinto de Albuquerque ve Dedov’un Ortak Mutabık Görüşü, para. 19.
- (41)
İbrahim Ö. Kaboğlu, Anayasa Hukuku Dersleri (Genel Esaslar), Gözden Geçirilmiş ve Güncellenmiş 14. bs., İstanbul, Legal, 2019, s. 283.
- (42)
Diğer yandan 1982 Anayasası’nda olağanüstü hal (m. 15), yabancıların hakları (m. 16), eğitim (m. 42) ve savaş hali (m. 92) gibi belirli konularda uluslararası antlaşmalara veya uluslararası hukuka açıkça atıf yapılmıştır. Bkz. Ergun Özbudun, Türk Anayasa Hukuku, 2017 Anayasa değişikliklerine göre gözden geçirilmiş 19. Basım, Ankara, Yetkin, 2019, s. 384. Ayrıca Türkiye’de Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuru yapmanın konusu, 1982 Anayasası’ndaki temel hak ve özgürlüklerden yalnızca Türkiye’nin Sözleşme ve Protokolleri kapsamında da onaylamış olduklarıyla sınırlanmıştır. Böylelikle anayasa koyucu, Anayasa Mahkemesi’nin bireysel başvuru anlamındaki yetkisinin yalnızca Mahkeme önüne gidebilecek başvurularla sınırlı olmasıyla yetinmiştir. Bkz. 1982 Anayasası, m. 148(3).
- (43)
Bkz. A. Şeref Gözübüyük, Feyyaz Gölcüklü, Abdurrahman Saygılı, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Uygulaması: Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi İnceleme ve Yargılama Yöntemi, Tamamen Yenilenmiş 12. Bası, Ankara, Turhan Kitabevi, 2019, s. 26-31.
- (44)
Uygulamadaki karışıklıkları gidermek üzere Türkiye’de usul kanunlarına, diğerlerinin yanında, Mahkeme kararlarının yargılamanın yenilenmesi nedeni olduğu düzenlenmiştir. Bkz. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu, R.G. No. 25673, 17 Aralık 2004, m. 172, 311; 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu, R.G. No. 27836, 4 Şubat 2011, m. 374; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu, R.G. No. 17580, 20 Ocak 1982, m. 53.
- (45)
Baka v. Macaristan [BD], No. 20261/12, 23 Haziran 2016, para. 164-165.
- (46)
Baka v. Macaristan [BD], No. 20261/12, 23 Haziran 2016, para. 156; Baka v. Macaristan [BD], No. 20261/12, 23 Haziran 2016, Yargıçlar Pinto de Albuquerque ve Dedov’un Ortak Mutabık Görüşü, para. 16.
- (47)
Baka v. Macaristan [BD], No. 20261/12, 23 Haziran 2016, para. 114, 121.
- (48)
Baka v. Macaristan [BD], No. 20261/12, 23 Haziran 2016, para. 116, 121.
- (49)
Baka v. Macaristan [BD], No. 20261/12, 23 Haziran 2016, Yargıçlar Pinto de Albuquerque ve Dedov’un Ortak Mutabık Görüşü, para. 14-16.
- (50)
Baka v. Macaristan [BD], No. 20261/12, 23 Haziran 2016, Yargıçlar Pinto de Albuquerque ve Dedov’un Ortak Mutabık Görüşü, para. 2.
- (51)
İlgili kararlar için yukarıda bkz. başlık No. 3.2., “Karar ve Görüşün Diğer İçtihatlarla İlişkisi”.
- (52)
Baka v. Macaristan [BD], No. 20261/12, 23 Haziran 2016, Yargıçlar Pinto de Albuquerque ve Dedov’un Ortak Mutabık Görüşü, para. 23-25.
- (53)
Baka v. Macaristan [BD], No. 20261/12, 23 Haziran 2016, Yargıçlar Pinto de Albuquerque ve Dedov’un Ortak Mutabık Görüşü, para. 24.
- (54)
Bernadette Rainey, Elizabeth Wicks, Clare Ovey, Jacobs., White & Ovey: The European Convention on Human Rights, 7. bs., Oxford, Oxford University Press, 2017, s. 65.
- (55)
Bkz. Baka v. Macaristan [BD], No. 20261/12, 23 Haziran 2016, Yargıçlar Pinto de Albuquerque ve Dedov’un Ortak Mutabık Görüşü, para. 21.
- (56)
Bkz. Sözleşme’nin 1, 13, 19 ve 46. maddeleri.
- (57)
Gözübüyük, Gölcüklü, Saygılı, a.g.e., s. 31. Bu konuda Sözleşme’ye ilişkin tartışmalar, iç hukuk normlarını bizzat iptal etmeyen uluslararası sözleşmelerin anayasadan üstün olamayacağı ve temel olarak Sözleşme’nin iç hukuka etkisinin sınırlı olduğuna yönelik görüş için bkz. Kemal Gözler, Anayasa Hukukun Genel Teorisi, Cilt I, Bursa, Ekin, 2011, s. 175-180, 183; Kemal Gözler, Devletin Genel Teorisi, Güncelleştirilmiş ve Düzeltilmiş Sekizinci bs., Bursa, Ekin, 2017, s. 102.
- (58)
Rainey, Wicks, Ovey, a.g.e., s. 63.
