Dosya olarak kaydet: PDF - TIFF - WORD
Görüntüleme Ayarları:

MAHKEMESİ : İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi

SAYISI : 2022/1578 E., 2022/1725 K.

ÖZEL DAİRE KARARI : Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 23.02.2021 tarihli ve

2020/8090 Esas, 2021/1826 Karar sayılı BOZMA kararı

1. Taraflar arasındaki vekâlet ücreti alacağı davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesince ilk derece mahkemesinin kararı kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın kısmen kabulüne ilişkin verilen karar davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 3. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Bölge Adliye Mahkemesince Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.

2. Direnme kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay Hukuk Genel Kurulunca usulden bozulmuş, Bölge Adliye Mahkemesince Hukuk Genel Kurulunun usule ilişkin bozma kararından sonra yapılan yargılama sonucu direnme kararı verilmiştir.

3. Direnme kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

4. Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve temyiz incelemesi sırasında duruşmanın düzenlendiği 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 369. maddesinin direnme kararının temyizini kapsamadığı, direnmenin düzenlendiği aynı Kanun’un 373. maddesinde ise duruşmaya yer verilmediği gözetildiğinde direnme kararlarının temyiz incelemesinde duruşma yapılamayacağı kabul edilerek davacı vekilinin temyiz dilekçesinde talep ettiği duruşma talebinin reddine karar verilip dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği düşünüldü:

I. YARGILAMA SÜRECİ

Davacı İstemi

5. Davacı vekili Bodrum 1. Asliye Hukuk Mahkemesine verdiği dava dilekçesinde; avukat olan müvekkilinin davalıyı temsil ettiği davada haksız azledildiğini, ödenmeyen vekâlet ücretinin tahsili için başlatılan icra takibine davalının haksız itiraz ettiğini ileri sürerek icra takibine vâki itirazın iptaline karar verilmesini istemiş, 11.04.2017 havale tarihli ıslah dilekçesi ile talebini vekâlet ücreti alacağının tahsili olarak değiştirmiştir.

Davalı cevabı

6. Davalı vekili; azlin haklı olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur.

İlk Derece Mahkemesi Kararı

7. Bodrum 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 27.04.2017 tarihli ve 2014/795 Esas, 2017/166 Karar sayılı kararı ile; davanın ıslah edilmiş hâliyle kısmen kabulüne, fazlaya ilişkin istemin reddine karar verilmiştir.

8. İlk derece mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine; İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesinin 27.12.2017 tarihli ve 2017/1920 Esas, 2017/2314 Karar sayılı kararı ile, davaya tüketici mahkemesi sıfatıyla bakılarak hasıl olacak sonuca uygun karar verilmesi için dosyanın mahkemesine iadesine karar verilmiştir.

9. Bodrum 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin (Tüketici Mahkemesi Sıfatıyla) 12.04.2018 tarihli ve 2018/54 Esas, 2018/129 Karar sayılı kararı ile; önceki karar gerekçesiyle davanın ıslah edilmiş hâliyle kısmen kabulüne, fazlaya ilişkin istemin reddine karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi Kararı

10. İlk derece mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.

11. İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesinin 03.12.2019 tarihli ve 2018/2341 Esas, 2019/2400 Karar sayılı kararı ile; davalının istinaf talebinin kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın kısmen kabulü ile 175,00 TL'nin 08.07.2013 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsiline, fazlaya dair istemin reddine karar verilmiştir.

Özel Daire Bozma Kararı

12. İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

13. Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 23.02.2021 tarihli ve 2020/8090 Esas, 2021/1826 Karar sayılı kararı ile;

“…Davacı, haksız azil nedeniyle vekalet ücretinin tahsili amacıyla eldeki davayı açmıştır. İlk derece mahkemesince azlin haksız olduğu kabul edilerek sözleşmede belirlenen 20.000 USD üzerinden hüküm kurulmuş, davalının istinaf başvurusu üzerine İzmir Bölge Adliye Mahkemesince de; azil haklı kabul edilerek sadece bitmiş davalar yönünden davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Dosya incelendiğinde; ilk derece mahkemesince alınan 20.01.2017 tarihli bilirkişi raporu ile davacı avukatın özen yükümlülüğüne aykırı davranmadığı ve azlin haksız olduğunun belirtildiği, mahkemenin bu rapor doğrultusunda hüküm kurduğu, davalının istinaf başvurusu üzerine bölge adliye mahkemesince dosya üzerinden inceleme yapılarak taraflar arasındaki mail yazışmaları ve tanık beyanı doğrultusunda azlin haklı olduğu kabul edilerek yazılı şekilde karar verildiği anlaşılmaktadır.

Avukatın, vekil olarak borçları Borçlar Kanununun 389 ve devamı maddelerinde gösterilmiş olup, vekil, adı geçen Kanunun 390. maddesine göre müvekkiline karşı vekaleti sadakat ve özenle ifa etmekte yükümlüdür. Vekil, sadakat borcu gereği olarak müvekkilinin yararına olacak davranışlarda bulunmak, ona zarar verecek davranışlardan kaçınmak zorunluluğundadır.

"Özen borcu" ile ilgili Avukatlık Kanununun 34. maddesinde mevcut olan, "Avukatlar, yüklendikleri görevleri, bu görevin kutsallığına yakışır bir şekilde özen, doğruluk ve onur içinde yerine getirmek ve avukatlık ünvanının gerektirdiği saygı ve güvene yakışır bir şekilde hareket etmekle yükümlüdürler." Şeklindeki hüküm ise, avukatlık mesleğinin bir kamu hizmeti olması nedeniyle, Borçlar Kanununun 390. maddesinde düzenlenen vekilin özen borcuna göre çok daha kapsamlı ve özel bir düzenlemedir.

Buna göre avukat, üzerine aldığı işi özenle ve müvekkili yararına yürütüp sonuçlandırmakla görevli olduğu gibi, müvekkilinin kendisi hakkındaki güveninin sarsılmasına neden olacak tutum ve davranışlardan da titizlikle kaçınmak zorundadır. Aksi halde avukatına güveni kalmayan müvekkilin avukatını azletmesi halinde azlin haklı olduğunun kabulü gerekir. Gerçekten de avukat, görevini yerine getirirken gerekli özen ve dikkati göstermemiş, sadakatle vekaleti ifa etmemiş ise, müvekkilinin vekilini azli haklıdır.

Avukatlık Kanununun, 174. maddesinde, “Avukatın azli halinde ücretin tamamı verilir. Şu kadar ki, avukat kusur veya ihmalinden dolayı azledilmiş ise ücretin ödenmesi gerekmez.” hükmü mevcut olup, bu hükme göre azil işleminin haklı nedene dayandığının kanıtlanması halinde müvekkil avukata vekalet ücreti ödemekle yükümlü değildir. Dairemizin kökleşmiş içtihatlarına göre haklı azil halinde ancak azil tarihi itibariyle sonuçlanıp, kesinleşen işlerden dolayı vekalet ücreti talep edilebilir. Zira vekalet ilişkisi bir bütün olup azil, taraflar arasındaki tüm dava ve takiplere sirayet edeceğinden, azlin haklı olduğunun kabul edilmesi halinde, davacının azil tarihi itibariyle sonuçlanıp kesinleşmeyen işlerden dolayı vekalet ücreti talep edebilmesi mümkün değildir. Buna karşılık haksız azil halinde ise avukat, hangi aşamada olursa olsun, üstlendiği işin tüm vekalet ücretini talep etme hakkına sahiptir.

Bu açıklamalardan sonra dava konusu olaya bakılacak olursa, 21/09/2010 tarihinde davalı tarafından davacı avukata vekaletname verildiği ve aynı tarihte Avukatlık Ücret Sözleşmesi imzalandığı, taraflar arasındaki vekalet ilişkisinin 25/06/2013 tarihli azilname ile ‘davranışlarındaki avukatlık ünvanının gerektirdiği saygı ve güvenin yitirilmesine neden olunduğu’ gerekçesi ile sona erdiği sabittir. Bu durumda davada öncelikle çözümlenmesi gereken husus, azlin haklı olup olmadığına ilişkindir. Dosyada alınan bilirkişi raporunda azil gerekçesi olan bilgi ve hesap verme yükümlülüğü yönünden herhangi bir inceleme yapılmamış, Bölge Adliye Mahkemesince de dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda karar verilmiştir. Hal böyle olunca azlin haklı olup olmadığı hususunu açıklığa kavuşturmak için konusunda uzman üç kişilik bilirkişi kurulundan taraf, mahkeme ve Yargıtay denetimine elverişli rapor alınarak, davalı tarafça ileri sürülen tüm azil nedenleri, taraflar arasında düzenlenen vekalet sözleşmesi, karşılıklı gönderilen mailler, davacıya gönderilen 10.000TL ve davacı tarafından takip edilen tüm dosyalar tek tek incelenip değerlendirilmeli ve sonucuna göre bir hüküm kurulmalıdır. Bölge Adliye Mahkemesince eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmiş olması, usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.

Kabule göre de; davacının Bodrum 1. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2010/264 D.iş sayılı dosyasına yönelik bir talebi olmadığı halde Bölge Adliye Mahkemesince sadece bitmiş olan bu dosya yönünden HMK.’nun “taleple bağlılık ilkesi” başlıklı 26/1 maddesinde düzenlenen emredici hükme aykırı ve talep edilenden fazla olacak şekilde hüküm kurulmuş olması da aleyhe temyiz olmaması nedeniyle eleştiri konusu yapılmıştır…” gerekçesiyle Bölge Adliye Mahkemesi kararı bozulmuştur.

Direnme Kararı

14. İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesinin 14.07.2021 tarihli ve 2021/778 Esas, 2021/1032 Karar sayılı kararı ile; kısa kararda “Davacının davasının reddine” şeklinde hüküm kurulmuş; aynı tarihte tashih kararı verilerek kısa kararda sehven “Davacının davasının reddine” denildiği belirtilmek suretiyle hüküm ilk kararla aynı olacak şekilde düzeltilmiş; gerekçeli kararda, önceki karar gerekçesiyle birlikte avukatın azledilmesinin haklı olup olmamasının teknik bir mesele olmadığı, hâkimin görevi ve yürüttüğü mesleği gereği azlin haklı olup olmadığını belirlemekle yükümlü olduğu bu nedenle bilirkişi raporu alınmasının yersiz olduğu gerekçesiyle ve kısa kararda sehven “Davacının davasının reddine” denildiği belirtilerek davanın kısmen kabulü ile 175,00 TL'nin 08.07.2013 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsiline, fazlaya dair istemin reddine yönünde direnme kararı verilmiştir.

15. Mahkemenin direnme kararına karşı süresi içinde davacı vekilinin temyiz isteminde bulunması üzerine Hukuk Genel Kurulunun 07.04.2022 tarihli ve 2022/3-134 Esas, 2022/491 Karar sayılı kararı ile; kısa karar ile gerekçesi arasında çelişki bulunduğu gerekçesiyle hükmün usulden bozulmasına karar verilmiştir.

16. Mahkemece 21.12.2022 tarihli ve 2022/1578 Esas, 2022/1725 Karar sayılı karar ile; Hukuk Genel Kurulunun usul bozmasına uyularak ancak gelinen aşamada 14.07.2021 tarihli duruşmada verilen kısa karara uygun şekilde davanın reddine karar verilmesinin mümkün olduğu, HMK hükümleri doğrultusunda başka türlü karar verilemeyeceği, Hukuk Genel Kurulu bozmasının da usul yönünden yapıldığı, davacının davasının reddine karar verilerek direnildiği belirtilmiştir.

Direnme Kararının Temyizi

17. Direnme kararı süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

II. ÖN SORUN

18. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında işin esasının incelenmesinden önce; usulüne uygun direnme kararı bulunup bulunmadığı hususu ön sorun olarak tartışılmıştır.

III. GEREKÇE

19. Direnme kararları HMK'nın 363/2 [1086 sayılı mülga Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun (HUMK) 429/2] maddesi gereği bir davayı sona erdiren temyizi mümkün olan (nihai) son kararlardandır. Direnme kararı ile mahkeme davadan elini çeker ve davayı sona erdirmiş olur. Bu aşamada yapılması zorunlu iş, gerekçeli kararın direnme doğrultusunda yazılmasından ibarettir. Bu bakımdan direnme kararından dönme (rücû) imkânı bulunmamaktadır. Esasen ilâmın tefhim edilen karara uygun yazılması kamu düzeni ile doğrudan ilgili temel kurallardandır. Nitekim bu kurala kanun koyucu HMK’nın 294. ve 297. maddeleriyle hayatiyet kazandırmıştır.

20. Gerçekten de, HMK’nın 294. ve 297 (HUMK md. 381 ve 388) maddeleri emredici hükümlerden olup kamu düzeni amacı ile getirilmişlerdir. Bu maddeler hükmünce kararların alenen tefhim edilmesi gerekir. Karar tefhim edildikten sonra bundan dönülerek yeni bir hüküm kurulamaz. Aksinin kabulü mahkemelere güveni sarsacağı için hiçbir suretle üstün görülemez.

21. Gelinen aşamada usulî kazanılmış hak kavramına da değinmekte fayda vardır.

22. Gerek HMK’da gerekse HUMK’ta “usulî kazanılmış hak” kavramına ilişkin açık bir hüküm bulunmamaktadır. Bu kavram, davaların uzamasını önlemek, hukuki alanda istikrar sağlamak ve kararlara karşı genel güvenin sarsılmasını önlemek amacıyla Yargıtay uygulamaları ile geliştirilmiş, öğretide kabul görmüş ve usul hukukunun vazgeçilmez, ana ilkelerinden biri hâline gelmiştir. Anlam itibarıyla; bir davada, mahkemenin ya da tarafların yapmış olduğu bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine doğmuş ve kendisine uyulması zorunlu olan hakkı ifade etmektedir.

23. Kazanılmış haklar hukuk devleti kavramının temelini oluşturan en önemli unsurlardandır. Kazanılmış hakları ortadan kaldırıcı nitelikte sonuçlara yol açan yorumlar 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 2. maddesinde açıklanan “Türkiye Cumhuriyeti sosyal bir hukuk devletidir” hükmüne aykırılık oluşturacağı gibi toplumsal kararlılığı, hukuksal güvenceyi ortadan kaldırır, belirsizlik ortamına neden olur ve kabul edilemez.

24. Mahkemenin, Yargıtayın bozma kararına karşı direnme kararı vermesi ile direnme kararı lehine olan taraf yararına bir usulî kazanılmış hak doğabileceği gibi, bazı konuların bozma kararı kapsamı dışında kalması yolu ile de usulî kazanılmış hak gerçekleşebilir (Yargıtay İçtihadı Birleştirme Hukuk Genel Kurulunun 09.05.1960 tarihli 1960/21 Esas, 1960/9 Karar sayılı kararı).

25. Burada hemen belirtmek gerekir ki usulî kazanılmış hakkın hukuki sonuç doğurabilmesi için; bir davada, ya taraflar ya mahkeme ya da Yargıtay tarafından açık biçimde yapılmış olan ve istisnalar arasında sayılmayan bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine doğmuş ve kendisine uyulması zorunlu olan bir hakkın varlığından söz edilebilmesi gerektiği de gözden kaçırılmamalıdır.

26. Nitekim aynı hususlar Hukuk Genel Kurulunun 24.09.2019 tarihli ve 2019/14-451 Esas, 2019/928 Karar; 09.11.2021 tarihli ve 2021/(19)11-758 Esas, 2021/1356 Karar; 27.01.2022 tarihli ve 2021/(22)9-868 Esas, 2022/74 Karar sayılı kararlarında da benimsenmiştir.

27. Somut olayda Mahkemece, kurulan direnme hükmünün kısa karar ile gerekçe arasında çelişki bulunması nedeniyle Hukuk Genel Kurulunca usul yönünden bozulmasından sonra ancak anılan direnme kararında tefhim edilen kısa karara uygun şekilde karar verilebilmesinin mümkün olduğu gerekçesine dayanılmıştır.

28. Oysa, Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 10.04.1992 tarihli, 1991/7 Esas, 1992/4 Karar sayılı kararından anlaşılacağı üzere kısa karar ile gerekçeli kararın çelişkili olması hâli mutlak bozma nedeni teşkil eder ve böyle bir bozma kararı üzerine mahkeme çelişkiyi ortadan kaldıracak nitelikte yeni bir hüküm tesis ederken önceki kısa kararla bağlı olmamalıdır. Hâkimin tamamen vicdanı kanaatine göre önceki kararla bağlı olmaksızın yeni bir karar vermesi mümkündür.

29. Ne var ki bu kural mahkemenin çeliştiği ve bu suretle kanuna aykırı şekilde belirsizlik yarattığı hüküm için geçerlidir, direnme yönünde kurulmuş karardan sırf bu sebeple dönülebileceği anlamını taşımamaktadır. Zira mahkemenin kendisine belli bir işlem yapma yahut karar verme yönü çizen bozma kararını benimsemediğini ve önceki kararıyla verilen hükmün yerinde olduğunu kabul ettiği direnme kararı, artık ilk kararın lehine olduğu taraf açısından bozmanın aksine karar verileceğine dair güven yaratır ve mahkemenin bozma doğrultusunda işlem yapmaması gereğini ortaya çıkarır. Bu durum yargılamanın aleniyeti ve mahkeme kararlarına güven ilkesinin de doğal bir sonucudur.

30. Bu açıklamalar ışığında somut olay incelendiğinde; her ne kadar ilk direnme kararının tefhim edilen kısa kararında davanın reddine karar verildiği belirtilmişse de, gerekçeli kararında direnme kararının mahiyeti gereği önceki kararın aynen tekrar edilmesi gerekirken açık maddi hata yapıldığı açıklanmış ve davanın kısmen kabulü yönünde gerekçesi de yazılmak suretiyle hüküm tesis edilmiştir. Gerekçede açıkça izah edildiği üzere tefhim edilen kısa kararın maddi hata sonucu verildiği anlaşılmakta ise de bu husus kamu düzenini ilgilendirdiğinden Hukuk Genel Kurulunca çelişkinin giderilmesi amacıyla karar usulden bozulmuştur. Bu nedenle Mahkemece yapılacak iş; usulî kazanışmış hak ve Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 10.04.1992 tarihli ve 1991/7 Esas, 1992/4 Karar sayılı kararı göz önünde bulundurulmak suretiyle direnme kararına esas olan 03.12.2019 tarihli kararla aynı mahiyette kısa kararın tefhimiyle birlikte ardından bununla uyumlu gerekçeli karar ve hüküm ihdas etmekten ibarettir.

31. Sonuç olarak, direnme kararı usulüne uygun olmadığından ön sorunun bulunduğuna karar verilmiştir.

32. Bu nedenle, yasal düzenleme ve ilkeler çerçevesinde anlaşılabilir ve denetlenebilir nitelikte direnme kararı verilmek üzere salt bu usulü eksikliğe dayalı olarak direnme kararının bozulmasına karar vermek gerekmiştir.

IV. KARAR

Açıklanan sebeplerle;

Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının yukarıda açıklanan nedenlerden dolayı, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 371. maddesi gereğince usulden BOZULMASINA,

Bozma nedenine göre sair temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına,

İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine,

Dosyanın 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 373/2. maddesi uyarınca, kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,

05.03.2025 tarihinde oy birliğiyle kesin olarak karar verildi.